BAĞLANMANIN NÖROBİYOLOJİSİ

BAĞLANMANIN NÖROBİYOLOJİSİ

Bağlanma kuramı ve nörobiyolojik beyin araştırmalarının en önemli katkılarından biri anne-çocuk arasındaki ilişkiye nöronal bir temel oluşturmasıdır.[1]

Rizzolatti yaptığı çalışmalar neticesinde ayna nöronların keşfetmiş ve belli bir eylem sırasında bazı özel nöronların, gözlemlediğimiz kişi ile benzer şekilde yandığını ifade etmiştir. Bu sayede nöron hücreleri tetikleyen bu titreşimler, bir başkasının duyumlarını ve hislerini hissederek karşımızdakini kavramayı kolaylaştırmaktadır. Bauer de tanımında bu durumu yakınımızda duran kişinin bu şekilde içsel temsiline sahip olmak, bir şekilde o kişinin içimizde olması gibidir şeklinde açıklamaktadır.[2]

Allan Schore tarafından gerçekleştirilen nörobiyolojik araştırmalara göre sağ beynin gelişimi deneyimlere bağlı ve değiştirilebilir özelliktedir. Sağ beyin, duyguyu biçimlendiren ve yaşamın ilk üç yılında baskın olan taraftır. Sol beyin ise bilişsel ve mantıksal tarafımız olup ikinci yılla etkili olmaya başlamaktadır. Doğumdan sonra beşinci ay ile birlikte gelişen, ikinci yıl ile olgunlaşan beynin sağ tarafında bir söz veya eylemde bulunmadan önce düşünmemizi sağlayan bölgenin gelişimi ile duygusal ilişkileri düzenleyen merkezi oluşur. Bu durumun sonucu olarak kendiliğin nörobiyolojik merkezi de ortaya çıkmış olur. Merkez oluşmadan önce duyguların düzenlenmesinde yeterince iyi olmayan bebek için ilk bakım veren ile kurulan etkileşim duyguların temelini oluşturması ve bağlanma deneyimlerine bağlı olarak bağlanma ilişkilerinin içselleştirilmesi açısından oldukça önemlidir.[3]

Fonagy, Hobson ve Materson da farklı zamanlarda yaptıkları bağlanma ve nörobiyoloji araştırmaları neticesinde genetiğin ve mizacın yanı sıra anne- çocuk etkileşiminin kişilik gelişiminde oldukça etkili olduğunu, yetişkinlik yaşamındaki kişiliği önemli ölçüde etkilediğini, kişilik bozuklukların ortaya çıkmasında ve zihinsel gelişimde önemli bir etkisi olduğunu göstermiştir.[4]

Bağlanma kuramının nörobiyolojik açıdan önemli kavramlarından biri de sağ beyinde yer alan örtülü ilişkisel bellektir. Açık bellekten farklı olarak ne hatırlandığından ziyade nasıl hatırlandığıyla ilgilenir ve yaşam boyu karşılacağımız bağlanma stilimizi belirleyen önemli bir merkez olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü kendiliğin gelişimi “güvenli bir bağlanma ve sağlıklı bir ayrılma”  ile mümkündür.[5]

Psikolog Naime DİNÇ

KAYNAKÇA

[1] James Masterson.(2008). Bağlanma Kuramı ve Nörobiyolojik Kendilik Gelişimi Açısından Kişilik Bozuklukları. Habibe Şentürk (Çev),  Litera Yayıncılık, İstanbul.  s:19.

[2] Louis Cozolino.(2014). İnsan İlişkilerinin Nörobilimi Bağlanma ve Sosyal Beynin Gelişimi.  Mirel Benveniste(çev),  Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları, İstanbul. ss:72-73; Franz Ruppert. (2014). Travma, Bağlanma ve Aile Konstelasyonları Ruhun Yaralarını Anlamak ve İytileştirmek. Fatma Z.(Çev.), Kaknüs Yayıncılık, İstanbul, ss:60-61;

[3] Masterson.(2008). a.g.e. ss:27-28.

[4] Masterson.(2008). a.g.e. s:67.

[5]  Masterson.(2008). a.g.e. s:154

İlginizi çekebilecek diğer yazılarımız:

BAĞLANMA TÜRLERİ

BEBEKLE İLK TEMAS; İyi Annenin On Özelliği

Freud’a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu?

PSİKANALİZ YAZI SERİSİ-FREUD NEDEN ÇOCUKLUK ÇAĞINA İNİYOR?

HAMİLELİK SÜRECİNDE BABALIK PSİKOLOJİSİ

ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME DAVRANIŞI

Naime DİNÇ

Psikolog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir