GEŞTALT TERAPİ NEDİR?

GEŞTALT TERAPİ NEDİR?

“Geştalt terapi nedir?” isimli yazımızda geştalt terapi nedir, Fritz Perls ve Laura Perls yaşam öyküsü, geştalt psikolojisi ile farkı nedir, temel kavramları nelerdir, bitirilmemiş işler, alan kavramı, şekil-zemin ilişkisi, geştalt terapinin amacı, şimdi ve burada kavramı, enerji ve enerji engelleri, ilişki dirençleri, bütüncülük, alan kuramı nedir gibi sorulara yanıt vermeye çalışacağız.

Geştalt Almanca bir kelimedir. İngilizcede tam bir karşılığı yoktur. Görünüm, şekil, gruplaşma, bütün ve örüntü anlamına gelmektedir.

Geştalt terapi yaklaşımı ve Geştalt psikolojisi arasında bir ilişki olup olmadığı, varsa nasıl bir ilişki olduğu pek çok kişi tarafından tartışılmaktadır.

Geştalt Psikolojisi ve Geştalt Terapisi Arasında Bağ Olmadığına Dair Görüşler

Geştalt psikologları, Perls’ün Geştalt terapisinin, Geştalt psikolojisi ile bir ilgisi olmadığını beyan etmektedirler. Örneğin “Psikoloji Tarihi” kitabında Schultz ve Schultz Geştalt psikolojisini anlatılırken; Geştalt psikolojisinin, Geştalt terapisi ile karıştırılmaması gerektiğini önemle vurgulamaktadırlar.

Geştalt Psikolojisi ve Geştalt Terapisi Arasında Bağ Olduğuna Dair Görüşler

O dönemde Geştalt psikologu Adhemar Gelb ile doktora düzeyinde çalışmakta olan Laura Perls’ün katkılarının ortaya konulmasının cevap olacağını öne sürmektedir. Başka bir deyişle Laura Perls, Geştalt psikolojisi ve terapisi arasında tarihsel bir köprü oluşturmaktadır ve gerek onun Gelb ile çalışması gerekse hazırladığı doktora tezi Geştalt psikolojisi ve Geştalt terapisi arasında tarihsel bir bağ olduğunun en önemli kanıtlarıdır.

Geştalt terapisinin insan doğası görüşü nedir?

Danışanlar büyümeli, kendi ayakları üzerinde durmalı, “sorunlarını kendi başlarına halletmelidirler”. Bu süreçte danışan kişisel gelişimini kendi başına sürdürecek şekilde güçlenene kadar terapi devam eder. Terapide amaç danışanın çevresel destek arayışından içsel destek arayışına yöneltmek ve kişiliğin sahiplenilmeyen kısımlarıyla bütünleştirilmesini sağlamaktır. Terapistin belirlediği bir amaç veya hedef yoktur, terapist ve danışan arasındaki diyalog daha önemlidir. Terapi analizi değil, farkındalığı ve çevreyle ilişki kurmayı hedefler. İçsel ve dışsal farkındalığa ulaşan danışanlar kendilerini çevreye göre düzenleyebilirler. Geştalt yaklaşımına göre değişim çok yavaş gerçekleşir.  Danışanlar olmaları gerektiği gibi olmaya çalışmak yerine kendi bulundukları içsel ve dışsal durumun farkında olmaları daha önemlidir. Geştalt terapisinin kuramsal konuşmalardan çok bunları doğrudan yaşamayı deneyimlemeyi teşvik eder.

Bir kuramla ilgili bilgilerimizin belli bir zemine oturması için kurucusu kabul edilen kuramcının hayatının iyi bilinmesi gerekir.

YAŞAM ÖYKÜSÜ İLE BERABER BAZI TEMEL KAVRAMLARIN ÖYKÜSÜ

Fritz Perls, 1893 yılında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Berlin’de doğmuştur. Perls çocukluğundan itibaren babasının zorbaca ve aşağılayıcı tutumlarına maruz kalmış, babasıyla mesafeli bir ilişki kurmuştur. Perls yaşamının daha sonraki dönemlerinde babasını reddetmesine ve onun kendisine yaklaşımını çok fazla eleştirmesine rağmen kendi çocuklarına babasınınkinden hiç de farklı olmayan bir tutumla yaklaşmıştır. Hatta Perls’ün eğitici ve terapist olarak benimsediği keskin dilini ve karşısındakini kızdırabilen yüzleştirici tarzını babasından miras aldığından bile bahsedilmiştir.

Shane (2003: 14), Laura Perls’ün Geştalt terapisine pek çok katkısı olduğu halde geri planda kaldığını belirtmektedir. Örneğin Geştalt terapi yaklaşımının temelinde yer alan beden hareketi ve farkındalığı, temas ve destek gibi kavramlar Laura Perls’ün katkısı ile Geştalt terapisinde yer almaktadır. Yine yazara göre Perls, kendisini ön plana çıkarıp; Laura Perls ve Goodman’ın katkılarını göz önüne sermediği için eleştiriler de sadece ona gelmektedir.

Günümüzde Fritz Perls’ün sahip olduğu yüzleştirme ve dramatik olan stilden uzaklaşılmıştır. Günümüz Geştalt terapistleri çoğu destekleyici, kabul edici, empatik, diyaloğa açık ve danışanları güçlüklerin üstesinden gelmeye teşvik eder bir tarzda terapiyi gerçekleştirir. Geştalt terapisinin genel amacı danışanların neyi nasıl yaptıkları ile ilgili olarak farkındalık kazandırmaktır.

Birçok kuramcı gibi Perls’ün okul hayatı da çok parlak geçmemiştir. Genelde meraklı, zeki ve kendisine konulan kuralları kabullenmeyen biri olan Perls, gittiği okullarda uzun süre kalamamış ve hepsinden kısa bir süre sonra atılmıştır. Son gittiği okul olan Askanasische Gymnasium’da öğretmenlerin çocukları bir kalıba sokmadan onların kendi özgün varoluşlarını kabul eden bir yöntem benimsemesi, Perls’ün bu okula devam etme konusunda istekli olmasına yol açmıştır.

Sigmund Friedlander’den oldukça etkilenmiştir. Friedlander’un farklılıkların birbirini açıkladığı ve farklı iki kutup arasında yaratıcı bir tarafsızlık noktası olduğu şeklindeki görüşlerinden oldukça etkilenmiştir. F. Perls bu görüşten etkilenerek büyüme, olgunlaşma ve bütünleşme sürecinde zıtlıklarla çalışmaya önemli bir yer vermiştir. Gestalt yaklaşımının özellikle üstünde durduğu kutuplardan birisi “zihin” ve “bedendir.” Diğeri ise topdog ve underdog’dur.

Perls bu dönemlerde kendi içinde yaşadığı güvensizlikle ilgili sorunları çözmek için yardım arayışı içine girdiği dönemde Karen Horney’le tanışmıştır. Horney’le tanışması aynı zamanda psikanalizle de tanışmasına aracılık etmiş ve Perls’ün kariyerini değiştirerek psikanaliz eğitimlerine başlamasına neden olmuştur. Sonrasında Horney’in önerisiyle Clara Happel ile seanslarına devam eden Perls, terapi görüşmeleri sona erse de kendisiyle ilgili yeni şeyler öğrenme çabası devam etmiştir. Perls daha sonra Viyana’ya taşınmış, orada hem süpervizyon altında danışan görmeye hem de psikanaliz eğitimi almaya başlamıştır.

Freud’un Perls üzerindeki etkisi çok büyüktür. Perls, ilk kitabı olan “Ego, Açlık ve Saldırganlık” (Ego, Hunger and Aggression) adlı kitabında hem Freud’un psikanalitik kuramını eleştirmiş hem de psikanalitik kavramları revize etmeye çalışmıştır. Her ne kadar Freud’un kuramını eleştirse de onun homeostasis, rüyalar, nevroz ve psikozun kökenlerinde çocukluk yaşantılarının etkisi olması gibi pek çok kavramını ve görüşünü Geştalt terapisinin temellerini oluşturmak için kullanmıştır. Psikanalizi ruhsal yuvası olarak gördüğünü ifade etmiştir.

Psikanalizle sadece Freud’tan değil, Freud’dan sonra gelen Otto Rank, Adler, Sullivan, Horney gibi pek çok analitik kuramcıdan da etkilenmiştir. Analitik kuramda özellikle transferans kavramını ve psikanalizin gerçek bir temastan kaçınarak yorumlara ağırlık vermesini eleştirmiştir. “Çöp İçeri Çöp dışarı” (In and Out Garbage) adlı kitabında bahsettiği psikanalist Eugen J. Harnik ile yaşadığı olumsuz bir deneyimin ardından bu noktaya gelmiştir. Perls kitabında Harnik’in asla kendisiyle iletişim kurmadığını ve seansın bittiğini ayağını yere vurarak ifade ettiğini anlatmıştır. Perls terapistini yeterince anlayamadığı için kendisini sorgularken psikanalistin paranoid şizofreni tanısı aldığını öğrenince kendisini suçlamaktan vazgeçmiştir. Bu olumsuz yaşantı, Perls’ün ‘şimdi ve burada’da gerçek bir ilişkinin önemi üzerinde durmasına yol açmıştır.

Şimdi ve burada kavramı:

Birçok insan enerjisini geçmişteki hatalarından şikayet etmeye ve yaşamlarının nasıl daha farklı olabileceğini düşünüp durmaya harcar veya gelecekle ilgili hiç bitmeyen planlar ve çözümler üretir.

Geştal terapide içinde bulunulan anı tam olarak yaşamak ve bu zamanı değerlendirmeyi öğrenme üzerinde durur. Geçmiş ancak bellekte hatırlandığıyla kalır, gelecek ise şimdiki beklentiler çerçevesinde vardır. Dolayısı ile anlamlı olan tek şey şimdiki zamandır. İçinde bulunulan zamanla ilişki kurmak için ne ve nasıl sorularını sorar.

Geştalt terapistleri içinde bulunulan zamanda düzenli etkisi olan geçmiş yaşantılara önem verirler. Bitirilmemiş işler kavramı olarak karşımıza çıkar. Terapist geçmişte yaşanılan deneyimleri şimdi oluyormuş gibi danışandan anlatmasını isteyebilir.

Karen Horney, terapistiyle yaşadığı olumsuz deneyimden sonra Perls’e William Reich’i önermiştir. Perls, Reich ile terapi deneyimlerinden oldukça memnun kalmıştır. Reich, psikanalizdeki sözel belleğin ön plana çıkmasını eleştirmiş, yaşam enerjisinin bedende nasıl bastırıldığı ve kişilerin duygusal anılarını ve dirençlerini bedenleri aracılığıyla nasıl ortaya koydukları ile ilgilenmiştir.  

Alman tiyatro yönetmeni Max Reinhardt ile yollarının kesişmesine neden olmuştur. Reinhardt’la çalışmaları sırasında Perls ileride psikoterapi çalışmalarında ona çok yardımcı olacak olan “sözel olmayan tepkileri” okuma becerisini kazanmıştır.

Enerji ve enerji engelleri

Kişinin hem duygusal anılarını, hem de bu anılarına karşı geliştirdiği savunmalarını, kas gerginlikleri ve beden zırhı yoluyla depoladığını ileri süren görüşünü de kuramına dahil etmiştir. Geştalt terapide enerjinin nerede olduğuna, nasıl olduğuna, nasıl kullanıldığına ve nasıl engellendiğine büyük önem verilir.

Engellenmiş enerji vücudun bazı bölgelerinde kendini gösterebilir. Vücudun gergin ve kapalı oluşu, derin nefes alamama, konuşurken gözlere bakmama, duyguları frenleme kısık sesle konuşma gibi kendini gösterebilir. Terapideki amaçlardan biri de engellenmiş enerjinin duygusal farkındalıkla harekete geçirilmesini sağlamaktır. Bunun için danışman danışanla beraber enerji engellerini bulmalı ve bu enerjiyi uyumlu davranışlara dönüştürmeye yardımcı olmalıdır.

Perls’ün psikanalizle bağlantısı sonraki yıllarda da devam etmiş, eşi Laura Perls ile yaşamaya başladıkları Güney Afrika’da kurdukları enstitüde psikanaliz eğitimleri vermeye başlamışlardır. Perls, Güney Afrika’da yaşadığı süreçte Güney Afrika başbakanı Jan Smuts’un “Bütüncülük ve Evrim (Holism and Evolution)” adlı kitabından etkilenmiş ve geştalt terapisinde bütüncüllük temel kavramını yerleştirmiştir. Daha sonra Güney Afrika’da politik ortamın değişmesi ve entelektüel ortamın kalmaması nedeniyle Güney Afrika’dan ayrılmayı düşünmüşlerdir.

Bütüncüllük temel kavramı

Perls (1969:16) de bir geştaltı analiz etmek için onu parçalamanın, onu daha da ayrıştırarak başka bir şeye dönüşmesine yol açacağını ileri sürmüştür. Dolayısıyla kelime anlamı olarak bütünlüğü ifade eden bu kuram insanı da bütün olarak ele almaya odaklanmıştır.

Perls’ün (1973:15) bütüncül bakış açısının terapide yansıması danışanın sadece sözel ifadelerinin yanı sıra sözel olmayan tepkilerinin de dikkate alınmasıdır. Dolayısıyla bu bakış açısıyla birlikte terapi sırasında danışanın düşünceleri, davranışları ve duyguları ile bir bütün olarak ele alınması ve terapistin de tüm bu bileşenlere aynı anda odaklanması gerekliliği ön plana çıkmıştır.

Laura ve Fritz Perls Ayrıca Uluslararası Psikanaliz Derneğinin, Avrupa’da eğitimci olarak çalışmayanların dünyanın başka yerinde eğitimci olamayacağına karar vermesi Perls çiftinin Güney Afrika’daki pozisyonunu da etkilemiştir. Tüm bu yaşanan gelişmeler Perls’ün Amerika’ya gitmesine yol açmıştır. Amerika’da kaldığı süreçte terapist danışan ilişkisinin önemine, danışanın biricikliğine ve hastalığın, kişi ile çevre arasında gerçekleşen olaylara verilen tepki olduğuna inanan Sullivan’ın görüşlerinden etkilenmiştir.

Doğu dinleri, özellikle de Zen Budizm’inin, insanın davranışlarını doğru ve yanlış şeklinde değerlendirmeye odaklanmaması ve paradoks değişim yaklaşımı Perls’ü derinden etkilemiştir. Perls’ün farkındalık egzersizleri de Zen Budizm’inden öğrendiklerinin Batılılar için dönüştürülmüş halleridir. (örn: beş duyumuza üçer dakika vererek kendimizi ve çevremizi fark etmek)(mindfulness)

Perls Almanya’da yaşadığı süreçte ise, Geştalt psikologları ve varoluşçuluk ekolünden olan Buber ve Tillich gibi düşünürlerden etkilenmiştir. Perls aynı zamanda eşi olan Laura Perls sayesinde varoluşçu ekolle tanışmıştır. Böylece Perls Geştalt yaklaşımına dahil edeceği varoluşsal kavramları öğrenmiştir. Perls varoluşçuluk ekolündeki kavramlardan özellikle özgürlük, sorumluluk, otantiklik ve anksiyete kavramları üzerinde durmuş, sorumluluk kavramına özel bir vurgu yapmıştır.

Perls bu dönemde ayrıca Geştalt psikolojisiyle ilgili çalışmalar yapan Weirtheimer, Koffka ve Köhler’in Geştalt algı çalışmaları ile Zeigarnik (Zeigarnik etkisi) ve Ovsiankina’nın “tamamlanmamış işlerin” daha çok hatırlanacağı ile ilgili çalışmalarıyla ilgilenmiştir.

Bitirilmemiş işler

                Perls nevroz yerine büyüme bozuklukları kavramını kullanmıştır. Büyüme bozuklukları ise tamamlanmamış işlerle büyük çoğunlukla paralellik gösterir. Bitirilmemiş işler her daim vardır ve kaçınılmazdır. Biri biter diğeri başlar. Sağlıklı insanlar bitirilmemiş işler karşısında kontrolü yitirmez ancak büyüme bozukluğu olan kişiler yenik düşerler.

Kişinin tamamlanmamış işlerinin tamamlanmış işlerden daha iyi hatırlandığı ve daha fazla gerilim yaratmasına zeigarnik etkisi denilmektedir. Buna bağlı olarak bitirilmemiş işler şimdiki zamana taşınır(şekil) ve varlıklarını sürdürürler. Geştalt terapistleri “duygular açıklanmamışsa bazı fiziksel belirtilere yol açarlar” varsayımından yola çıkarak bireylerin vücut belirtilerine de dikkat edilmesi gerektiğini söyler.

Perls için özellikle Lewin’in alan kuramı oldukça ilgi çekici olmuştur. Perls Goldstein ile birlikte beyin lezyonları olan askerlerle çalışmış ve Goldstein’in bir organ hasar gördüğünde tüm organizmanın bundan etkileneceğini, yani tüm organizmanın bu hasarı telafi etmek için bütüncül şekilde çalışacağını ileri süren görüşlerinden etkilenmiştir. Goldstein’ın bu görüşleri Perls’ün insanın bütünlüklü bir sistem içinde işlev gösterdiği ve kişinin kendisini gerçekleştirme eğiliminin olduğu yönündeki görüşlerinin de temelini oluşturmuştur.

Alan kuramı

Perls (1947/1969: 21) alan kuramının her şeyin karşılıklı birbirini etkilediği, bir durumun farklı zaman ve koşullarda farklı anlamlara sahip olacağı ve her şeyin ‘şimdi ve burada’ da gerçekleştiği şeklindeki ilkelerini benimsemiş ve bu görüşlerini kuramına yansıtmıştır.

Alan kuramı kısaca bireyin sürekli değişen alanın bir parçası olarak kendi çevresi ve ortama içerisinde ele alınmasıdır.

 Organizmanın kendi kendini düzenlemesi (Homeostazis ve kendini ayarlama)

 Perls’e göre (1973:4) tüm yaşam organizmadaki denge ve dengesizlik ile karakterizedir. Kişinin ihtiyaçlarını karşılaması bu dengeyi bulmasıyla ilişkilidir. Homeostatik süreç de kişinin çevreyle etkileşime girerek kendisini ayarladığı bir süreçtir.

Örnek: Kişi sadece kendisini ön planda tutarsa ve toplumun taleplerini önemsemezse antisosyal biri haline gelebilmektedir. Diğer bir taraftan, kişi çok fazla geri çekilirse o zaman toplumun baskısını ve kişiyi biçimlendirme çabalarını daha fazla hissedeceğini, böylece kişinin sosyal yaşama yabancı hale geleceğini ifade etmiştir.

ŞEKİL ZEMİN İLİŞKİSİ

Bireyin belli bir andaki baskın gereksinimleri ve ihtiyaçları bireyin şekil veya zemin üzerine odaklanması sürecini etkiler. Bireyin ihtiyaçları zemin üzerinde bir şekil olarak ortaya çıkar. (Algıda seçicilik gibi)

İlişki ve ilişkiye karşı direnç

Geştalt terapide değişim ve büyüme için ilişki şarttır. İlişki görme duyma koklama dokunma ve hareket yoluyla kurulabilir. Etkili bir ilişki için farkındalık tam enerji ve kendini ifade etme yetenekleri gereklidir. Sağlıklı bir işleyiş için hem ilişki kurmak hem de geri çekilerek ayrılmak önemlidir.

Geştalt terapide 5 ana direnç şu şekildedir:

İçselleştirme: başkalarının inançlarını ve standartlarını sorgulamadan özümsemeden kabul etmedir.

Yansıtma: içselleştirmenin tersidir. Kişinin kendi duyguları, istekleri, arzuları için sorumluluğu kabul etmediğini ve bunları diğerlerine atfettiğini ileri sürmüştür

Geriye dönme: başkalarına yapmak istediğimiz şeyleri kendimize yapmaktır. Örneğin: Kendimizi yargıladığımızda ve incittiğimizde başkalarına yöneltmekten çekindiğimiz saldırganlığı kendimize yöneltiyoruz demektir.

Sözünden dönme: kişinin karşısındaki ile doğrudan temas etmekten kaçınmasıdır. Böylelikle çevresel temasın yaratacağı olumsuz etkileri azaltmaya çalışmaktadır ve bunu sağlamak üzere genellikle temasın yönünü değiştirir. Konuşmaları sulandırmak, aşırı mizah kullanmak, göz temasından kaçınmak, lafı dolandırmak, asıl konudan uzaklaşarak detaylara odaklanmak, dinliyormuş gibi yapmak, samimiyet yerine kibarlık göstermek çeşitli saptırma biçimleridir.

Kavşak noktası: kişinin kendisini çevresinden ayırt etmesinde görülen bulanıklıktır. Bu karmaşaya yatkın olan bireyler iç deneyim ve dış gerçeklik arasında ayrım yoktur. Ayrıca bu karmaşaya yatkın bireylerin sevilme ve kabul edilme gereksinimleri şiddetlidir ve ilişkiyi sürdürmek adına kendi duygu ve düşüncelerini açıklamazlar.

Yararlanılan kaynaklar

Voltan Acar, N. (2011). Gestalt terapi: Ne kadar farkındayım (6.Baskı). Nobel Yayınevi.

Daş, C. (2015). Geştalt terapi (6.Baskı). Hekimler Yayın Birliği.

Birben Yavuz, F. (2021). Kısa geştalt terapi. N. Canel (ed.) Terapide yeni ufuklar ( 1. Bs., s. 63-80) içinde. Pinhan.

Corey, G. (2015). Psikolojik danışma, psikoterapi kuram ve uygulamaları (8. Baskı). Mentis Yayıncılık.

Temas: geştalt terapi dergisi 2020 / 1

Temas: geştalt terapi dergisi 2015.2 (1)

İlginizi çekebilecek diğer yazılarımız:

BOŞ SANDALYE VE ÇİFT SANDALYE TEKNİĞİ

MINNESOTA ÇOK YÖNLÜ KİŞİLİK ENVANTERİ (MMPI) NEDİR?

WECHSLER YETİŞKİNLER İÇİN ZEKA ÖLÇEĞİ (WAIS) NEDİR?

STERNBERG AŞK ÜÇGENİ KURAMI

DEPRESYONUN NEDENLERİ

ANKARA GELİŞİM TARAMA ENVANTERİ (AGTE) NEDİR?

WECHSLER ÇOCUKLAR İÇİN ZEKA ÖLÇEĞİ NEDİR?

Özgür KOÇAK

2014 Omü psikoloji mezunu Psikolog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir