KAYIP VE YAS

KAYIP VE YAS

“Bir insan sevdiği birini kaybederse, yüreğinde kırk tane mum yanarmış. Her gün bu yanan mumlardan bir tanesi söner ama kırkıncı mum sonsuza dek yanık kalırmış ( kolektif).”

Kayıp, birilerinden ya da bir şeylerden mahrum kalmak demektir. Genelde ilk akla gelen ölüme bağlı kayıp olur ancak beden uzvunun, sağlığın kaybı hatta kanser olduğunu öğrenmek de bir kayıptır. Kayıplar reel de olabileceği gibi algısal da olabilir; ölüm reel bir kayıptır, emekli olmak, işten atılmak, üniversiteden mezun olmak ise birer algısal kayıptır diyebiliriz.

Yas ise kayıp durumuna gösterilen çok boyutlu bir tepkidir ve her türlü kayıp sonrasında yaşanabilir.

Duygusal; keder, yalnızlık, öfke ve anksiyete, korku, isteksizlik.

Davranışsal; ağlama dalgınlık, uyku ve yeme problemleri, alkol-madde kullanımı, kaybedileni hatırlatan şeylerden kaçma

Zihinsel; inanamama, donukluk, dikkat dağınıklığı, unutkanlık.

Manevi; inançlarını sorgulama, anlamsızlaşma.

Bedensel; konversiyon, somatizasyon, nefes alamama, yorgun hissetme.

Ölüme bağlı kayıp söz konusu olduğunda yas kaçınılmazdır. Ölüm beklenmedik ve ani olduğunda ise yas kronikleşme eğilimi gösterir.

Başlıca olağan yas tepkileri: Şok ve inkar, uyuşukluk, konversiyon donukluk, şaşkınlık, öfke, korku, üzüntü, derealizasyon, depersonalizasyon, çaresizlik, uyku ve iştah değişimleri, keder, şiddetli ağlama krizleri, endişe, kabuslar, kendini ve ötekileri suçlama, anlam verme çabası, yoğun özlem ve sosyal içe çekilmedir.

Yaşanan kaybın idrak edilmesi, kabul edilmesi ve yaşantının hazmedilmesi için yas tepkilerinin belirli ölçülerde ortaya çıkması önemli ve gereklidir. Yas genellikle beklenenden uzun süren bir süreçtir, zaman alır ve ortalama iki yıl kadar devam edebilir. Bu süreç psikolojik ve fizyolojik açıdan yıpratıcı ve tüketici olabilir. Yas tepkilerinin ve belirtilerinin yoğun ve süreklilik arz etmesi de hemen hiç belirtinin olmaması da ilerleyen süreçte kronik yasa dönüşmesi için risk faktörüdür.

Kubler-Ross(1969) kayıp yaşanması durumunda kişinin geçtiği beş aşama olduğunu söyler ve bunları şöyle ayırır:

  • İnkâr
  • Öfke
  • Pazarlık
  • Depresyon
  • Kabullenme

Kayıp karşısında kişinin yaşayacağı ilk şey şok olma halidir, bunu kaybın inkârı takip eder. İnkâr bu durumda gereklidir ve kişiyi dağılmaktan korur. Cenaze törenlerine katılmak, ölü evini ziyaret etmek vs. inkârı aşmaya yardımcı olur.

İnkârın arkasından gelen tepki öfke olur. Kişi kendine, çevresindekilere hatta kaybedilene karşı öfkelenir ve toplumsal kurallar öfkelenmesine izin vermediği içim suçluluk duyar. “Neden ben?” sorusunu sorulduğu dönemdir. Buradaki öfke sağlıklıdır, kaybın idrak edilmeye başlandığını gösterir.

Öfkenin geride bırakılması ile birlikte artık pazarlık evresine geçilir. Kişi bir taraftan kaybın farkındayken diğer taraftan direnç gösterir. Buradaki pazarlığın temeli kaybedileni geri getirme arzusudur.

Kaybedileni geri getirememesi karşısında kişi çaresizlik hisseder ve bu çaresizlikle birlikte içine çekilir, ümitsizleşir hatta kişi için çoğu şey anlamsızlaşır. Bundan sonra kaybın kabullenilmesi ve tepkilerin yoğunluğunun azalması beklenir. İyi hissedilen gün sayısı artmaya başlar. Kişinin yas sürecini yaşamasına izin verilirse ve sağlıklı bir şekilde tamamlanırsa, sosyal hayata katılmaya başlar ve kayıp öncesi rutine dönülür.

Yas zamanla azalarak devam eder, hiçbir zaman sıfır olmaz ve zamanla katlanılabilir hale gelir. Ancak acı azalmıyor artarak devam ediyorsa kronik (travmatik) yasa dönüşebilir, risk grubundadır.

Kronikleşme için ilk 6 ay önemlidir. Bu süreçte yas tepkilerini beklenenden daha yoğun yaşama ya da tamamen inkâr (hiç yaşamamış gibi) etme kronik yas için risk faktörüdür.  “Bir yıl sonra kendini nerede görüyorsun?” sorusuna kişi cevap veremiyorsa risk grubuna eklenir.

Yas sürecindeki kişinin en büyük kaygısı ölen kişiyi unutma kaygısıdır. Bu yüzden aktif olarak inkâr eder, bu yaşatma arzusundan kaynaklanır. Buradaki inkâr bilinçdışıdır, kaybı idrak ettiğinde yavaş yavaş yerini gerçeğe bırakır. Kişi kaybı idrak ettiğinde ise yas tutmaya başlar.

Beklentisel yas tutma süreci, kaybı yaşamadan keder içine girmedir. Özellikle son evre kanser hastalarının ailelerinde görülür. Ölüm beklenir olduğundan yas süreci daha erken (kayıptan önce) başlar.

Yas belirtilerinin gün geçtikçe yavaş yavaş azalması, güzel anıların hatırlanması ve gündelik rutine dönülmesi beklenir. Ancak kültürümüzde önemli bir yer tutan “kırkı, elli ikisi, sene-i devriyesi” gibi anma günlerinde yas tepkilerine kısmi dönüşler olabilir.

Psikolog Rabia KIRLANĞIÇ

Kaynakça

Keser, E., & Işıklı, S. (2018). Yas ve Anlamı Yeniden Yapılandırma Envanteri’nin Türkçe Formunun Psikometrik Özelliklerinin İncelenmesi. Dusunen Adam31(4), 364-374.

Volkan, V. D., & Zintl, E. (2010). Gidenin ardından. İstanbul: Oa Yayınları.

İlginizi çekebilecek diğer yazılarımız:

Anne Baba ve Çocuk Arasında

ÇALIŞAN EBEVEYNLER VE ÇOCUK

OKULA YENİ BAŞLAYACAK ÇOCUKLARA NASIL DAVRANILMALI?

BEBEKLE İLK TEMAS; İyi Annenin On Özelliği

HAMİLELİK SÜRECİNDE BABALIK PSİKOLOJİSİ

BABA ÇOCUK İLİŞKİSİ

ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME DAVRANIŞI

ÇOCUKLARDA TİK BOZUKLUĞU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir