KONFOR ALANINDAN ÇIKMAK

KONFOR ALANINDAN ÇIKMAK

Konfor alanı nedir?

Konfor alanı; rahat ve güvende hissettiğimiz, tanıdığımız çevre, kişi ve aktiviteler anlamında kullanılmaktadır. Yani her birey tanıdığı çevrede, bildiği kişilerle ve aşina olduğu işleri yaparken kendini daha rahat ve güvende hisseder. Konfor alanımızdan çıkmamız gereken durumlarla karşılaştığımızda ise kaygılanmaya başlarız. Olumsuz düşünceler zihnimize üşüşmeye başlar ve çoğu zaman yeni bir şeyler denemekten kaçınmamıza sebep olur. Peki bunun sebebi ne olabilir? Yeni şeyler denememize, kendimizi geliştirmemize ne engel olabilir? Konfor alanımızdan çıkarken neden kaygılanırız? Bu soruların cevabı evrimsel bir temele dayanıyor olabilir.

Konfor alanımızdan çıkarken neden kaygılanırız?

Şöyle bir düşünecek olursak; atalarımızın zihnindeki temel uyarı “hayatta kal” düşüncesiydi. Yeni bir keşfe atılmak istendiği zaman zihinde sirenler çalmaya başlıyordu. “Ormanın derinliklerinden bir aslan çıkabilir!” , “Nehirde çok ilerlersen timsah saldırabilir!” , “Bu bitkiyi denersen zehirlenebilirsin!” gibi.  Dolayısıyla atalarımızın hayatta kalması ve neslimizin devam etmesi bu uyarılara kulak vermeye bağlıydı. Sonuç olarak bu uyarıları dinleyip temkinli davrananlar yani “konfor alanından çıkmayanlar” hayatta kaldı. Zihnimiz de bu işlevsel düşünme şeklini devam ettirdi. Fakat günümüzde zihnin sinyalleri bu kadar basit değil. Yeni bir şey denerken, yeni birileriyle tanışmak gerektiğinde, rutinimizin dışına çıkma isteği geldiğinde zihin benzer sinyalleri, daha yoğun bir şekilde vermeye başlıyor. “Rezil olacaksın!” , “Başarısız olacaksın!” vb. düşüncelerle, kötü anılarla ve rahatsız edici bedensel hislerle zihnimiz bizi uyarmaya başlıyor. Bu da konfor alanımızdan çıkmayı zorlaştırıp kaygımızı arttırıyor. Zihnin bu sinyallerine kulak verdiğimizde ise çoğu zaman yapacaklarımızdan vazgeçip konfor alanımıza dönüyoruz.

Kurtulmanın yolu

Bu sistemden kurtulmanın yolu ise,  bu düşünceleri kabul etmek. Düşüncelerin varlığını kabul ettikten sonra yapılacak şey ise bu düşüncelerin doğru mu yanlış mı olduğunu irdeleyip enerjimizi harcamak yerine, bu enerjiyi yapacağımız işe aktarmaktır. Olumsuz düşüncelere ne kadar odaklanırsak, bize o kadar gerçek gelmeye başlar. Onların “sadece bir düşünce” olduğu gerçeğinden sıyrılıp, sanki kesin doğrularmış gibi kendimizi eleştirmeye ve dibe çekmeye devam ederiz. Bu olumsuz düşünceleri önemsemekten vazgeçtiğimizde ise düşünceler yavaş yavaş etkisini yitirir. Üzerimizdeki güçleri yok olmaya başlar. Zaman zaman bu düşünceler tekrar gelseler bile bizi eskisi gibi rahatsız etmemeye başlarlar. Bu sayede harekete geçmemiz kolaylaşır. Harekete geçip enerjimizi faydalı işlere aktardığımızda ise düşünceler daha da az gelmeye başlar. Bu düşünceleri çok fazla önemsemek gibi, düşünceleri bastırmaya, yok saymaya çalışmak da benzer sonuçlar doğurur. Bastırılan düşünceler her defasında daha şiddetli bir şekilde zihnimizi zorlamaya başlar. Sonuç olarak düşüncelerle “uğraşmak” yerine gelip gitmesine izin vermek, düşünceler arka planda geçip giderken harekete geçmek zihnin bu oyunundan kurtulmamızı sağlayabilir.

Psikolog Hilal YAYCI KOÇAK

İlginizi çekebilecek diğer yazılarımız:

PANİK ATAK VE PANİK BOZUKLUK NEDİR?

ANKSİYETE BOZUKLUĞU NEDİR? TEDAVİSİ NASILDIR?

DEPRESYON NEDİR VE TEDAVİSİ NASILDIR?

PSİKOLOĞA GİTMEK

Hilal YAYCI KOÇAK

2016, Ege Üniversitesi, Psikolog.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir