PSİKANALİZ YAZI SERİSİ-FREUD NEDEN ÇOCUKLUK ÇAĞINA İNİYOR?

FREUD NEDEN ÇOCUKLUK ÇAĞINA İNİYOR?

Çocukluğa İlk Bakış

        Sigmund FREUD, Psikanalitik kuramını kurarken, psikopatolojiyi çocukluk döneminde kullanılan başa çıkma yollarının yetişkinliğe kadar sürmesi olarak kavramsallaştırmıştı, böyle bir durumda psikoterapist büyümeyi başaramayanlarla ya da yetişkinliğin meyvelerini tadıp onları acı bulan ve çocukluğun güvenliğine geri dönenlerle  ilgilenmekteydi (Wallace, Edwin R., 1994).

         Dinamik terapistler, çocukluk döneminin yetişkin yaşamda ruhsal hastalıkların ortaya çıkmasında ve gelişmesinde önemli rol oynadıklarına inanırlar. Freud’a göre yetişkinlerin ruhsal hastalıklarını incelerken dikkatlice bakmamız gereken yerler çocukluk çağı yaşantıları olmalıdır. Bunun için hastalarının çocukluk gelişimine ilişkin ayrıntılı öyküler alınması gerektiğini savunur ve çocukluk çağı döneminde yaşanan travmayı (fiziksel ve duygusal ihmal, istismar, anne- baba kaybı, örselenme) psikopatoloji kuramının merkezine koyar.  Travma ortaya çıktığı dönemde düşlemlerin, korkuların ve duyguların bağlanmasına (fiksasyon) neden olur. Kişi bundan sonra da hayatına devam edebilir ancak travma yerinde bir iz de kalır, yetişkin hayatta daha önce yaşananlara yeterince benzeyen zorlanmalarla karşılaşılınca takılmanın olduğu aşamaya ya da ondan önceki aşamalara doğru bir gerileme ortaya çıkabilir.  Freud’a göre erken dönemdeki bu travmaların doğası ve zamanlamasının yetişkinlikteki psikopatoloji biçimiyle ( örneğin oral dönem travmalarının özellikle şizofreniyle, anal dönemdeki travmaların obsesif-kompulsif bozuklukla, ödipal dönem travmalarının histeriyle) özel bir ilişki içerisinde olduğunu gösteren çok sayıda kanıt vardır (Wallace, Edwin R., 1994).

          Çocuklar kendilerine ve dünyaya ilişkin yeni yeni ortaya çıkan yaşantılarının tutarlı, sözel bir betimini bize veremeyecekleri için onların algıları ve içsel temsilcilerine ilişkin söyleyeceğim şeylerin çoğu zorunlu olarak çıkarımsal ve spekülatif olacaktır. Bununla birlikte, bu varsayımlar çocukların gözlenmesiyle ve daha önceki temsil etme ve yaşantılama biçimlerine gerilediklerini varsaydığımız şizofrenikler ve sınır olgularla yapılan çalışmalarla bir ölçüde desteklenmişlerdir. (Wallace, Edwin R., 1994).  Bu yazıda oral dönemin ilk 4 -6 ay arası olan süreci tartışılacaktır

Yenidoğan Psikolojisi

          Freud’a göre ruhsal gelişimin ilk basamağı oral dönemdir ve yaklaşık olarak doğumdan sonraki ilk 18 ayı kapsadığını söyler. Bebek ilk 4-8 hafta arasında hangi uyaranların dış dünyadan hangilerinin ise içsel uyaranlardan (kendisinden) geldiğini ayırt edemeyecek durumdadır bu nedenle bugün ruh sağlığı muayenesinde temel değerlendirme kriterlerinden olan gerçeği değerlendirme becerisi gelişmemiştir. Kendisinin, annesinin ve diğerlerinin ayrı ayrı birbirinden farklı özneler olduğunun ayrımını yapamaz. Dış dünyayla ilişkiyi ağız bölgesi ve bedeni aracılığıyla kurar, bu nedenle acıktığı zaman anneye ulaşabiliyor olması, doyurulması, kucaklanması, temizlenmesi, sevilip şefkat gösterilmesi çok önemlidir. Erikson da bu dönemi temel güvene karşılık güvensizlik dönemi olarak isimlendirir (Wallace, Edwin R., 1994). Bebeğin hem duygusal hem de fiziksel ihtiyaçlarının yeterince karşılandığı bir ortamda büyümesi halinde kendisini iyi ve sevilebilir, anneyi diğer önemli kişileri güvenilebilir kişiler, dünyayı da keşfedilecek ve sonunda güvenle geri dönülecek bir ortam olarak algılar (Tüzün ve Sayar, 2006). 4-8 hafta sonrasında bebek yavaş yavaş belirsiz bir biçimde annenin zihinsel bir fotoğrafını oluşturmaya başlar ancak kendisinin ve annesinin ayrı varlıklar olduğunu tam anlamıyla kavrayamaz, sonraki zamanlarda kısmen de olsa uyaranların dışarıdan mı yoksa kendisinden mi geldiğini kavramaya ve bunlara ayrı ayrı tepkiler vermeye başlar (Wallace, Edwin R., 1994). Bu dönemde bebek, anneyle kurulan ilişki üzerinden (Anne tarafından dokunulma, kucaklanma, isteniyor olma, doyurulma, rahatlatılma ve sıcaklık sağlanması gibi ihtiyaçların karşılanması ya da karşılanmaması) kendisiyle ilgili bir benlik algısı (saygısı) oluşturur. Sevilen, istenen, değerli bir varlık olduğuna ya da değersiz, istenmeyen, sevilmeye layık olmayan bir varlık olduğuna ilişkin ilk şemalarını oluşturur. İşte bu olumsuz benlik algısının yaşam boyunca ruhsal hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladığı düşünülmektedir.   Oral Dönem, 18 aya kadar olan bebeğin ruhsal gelişimi psikanaliz serimizde tartışılmaya devam edilecektir.

Psikolog Özer ULUSOY

Kaynaklar:
  1. Wallace, Edwin R., Dinamik Psikiyatri (Kuram ve Uygulaması), Çev.: Hakan ATALAY, Eylül Yay., İstanbul, 1994.
  2. TÜZÜN Olcay ve SAYAR Kemal, ‘’Bağlanma Kuramı ve Psikopatoloji’’, Düşünen Adam;  2006, 19(1): 24-39

İlginizi çekebilecek diğer yazılarımız:

Anne Baba ve Çocuk Arasında

BAĞLANMANIN NÖROBİYOLOJİSİ

BEBEKLE İLK TEMAS; İyi Annenin On Özelliği

Kozmik Kahkaha – Vamık D. Volkan

PSİKANALİZ YAZI SERİSİ-FREUD NEDEN ÇOCUKLUK ÇAĞINA İNİYOR?

PSİKANALİZ YAZI SERİSİ-2 BEBEĞİN ANNEDEN İMGESEL AYRILIŞI

ÇOCUKLARDA TİK BOZUKLUĞU

Özer ULUSOY

2008, Ankara Üniversitesi, Psikolog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir