Psikoloji Sözlüğü


Siz de bilinmesini istediğiniz psikolojik terimlerin tanımını yaparak listenin sonuna yorum olarak ekleyebilirsiniz.

Konfabulasyon: Kişinin kendisi ya da dünya hakkında uydurma, çarpık veya yanlış yorumlanmış anılar üretmesi olarak tanımlanan bir bellek bozukluğu olarak tanımlanır.

Dissosiyatif füg: İçinde bulunulan ortamdan kaçmakla karakteristik, kimlik ve kişisel bilgi amnezisi yaratan ve kişinin var olan hayatını reddetmesine yol açan bir bozukluktur.

Öfori: Bireyin kendisini aşırı bir şekilde iyi hissettiği bir ruhsal duruma verilen isimdir. Psikiyatride patolojik anlam taşır.

Düşünce bloğu: Düşünce yoksunluğu. Henüz sonuca ulaşılmadan düşüncenin aniden kesilmesi. Kişi sorulduğunda ne söylenmekte olduğunu veya ne söylemeyi planladığını hatırlamaz.

Asindetik: Düşünceler arasında mantıksal bağın olmaması durumuna denmektedir.

Jocasta kompleksi: Annenin oğluna karşı duyduğu aşırı bir şekilde fiziksel ve ruhsal bağımlılığını, saplantılı ve patolojik sevgisini ifade eder. Bu patalojik sevgi bağlılık cinsel tutku da içerebilir.

Ödül: Bir koşula bağlı olarak verilen ve belli bir davranışın ortaya çıkmasını sağlayan nesne veya etkinlik olarak tanımlanabilir.

Özgecilik (Alturism): Ben tutkusunun ve bencilliğin bastırılarak; ilgi, sevgi ve saygının başkalarına yönelmesidir. Bu tür işleyen savunma mekanizmasında kişi sürekli olarak başkalarının sorunlarıyla ilgilenir. Birey başkalarının sorunları ile ilgilenerek kendi kaygılarını görmezden gelir.

Dikkat: İnsan zihninin herhangi nesne ya da olay üzerinde yoğunlaşmasına denir. Duyum bellek ve öğrenmeye kadar tüm bilişsel süreçlerde etkili olmaktadır.

Duygusallık: Duyumların ve duyguların ağır basması, aşırı şekilde insanı etkilenmesin denir. Duyguların yoğun deneyimlenmesi ve hayata dair kararların verilmesinde duyguların etkili olmasına neden olabilir.

Mannerizm: Yer etmiş alışkanlık olmuş istem dışı hareketler.

Trikotillomani: Saç yolma kompulsiyonu.

Ritüel: Karmaşık bir davranışı, bir töreni andırırcasına hep aynı düzende, kompulsif bir biçimde yapma. Anksiyeteyi gidermeye yöneliktir.

İnkar: Bireyin iç ve dış dünyasında yaşadığı gerginliği azaltmak için bilinçdışı olarak bazı bilgileri ve gerçekleri reddetmesi olarak tanımlanabilir.

Rol yetkisi: Sosyal rollerimizden dolayı belirli davranışları talep eden bir tutumdur.

Ön yargı: Bireye veya bir gruba karşı olumlu veya olumsuz bir yargı içeren, ancak bu fikirlerin bilgi ve deneyime dayanmaması durumuna ön yargı adı verilir.

Cam tavan sendromu: Kurumlarda, kuruluşlarda veya şirketlerde kadınların veya azınlıkların gerekli donanıma sahip olmalarına rağmen kuruluş içindeki üst düzey pozisyonlara yükselmelerini engelleyen davranışsal ve kurumsal ön yargılardan kaynaklanan, görünmez, yapay engelleri anlatmak için kullanılır.

Rol belirsizliği: Birey, kendisinden ne beklendiğini bilmemesi veya beklenenleri bilmesine rağmen buna nasıl ulaşacağını bilmemesi veya bu iki şeyi bilmesine rağmen bu rolün sonuçlarını bilmemesi tahmin edememesi sonucunda rol belirsizliği ortaya çıkar.

Rol Çatışması: Toplumda bireyler birçok role sahip olabilirler. Bireyin bu rollerinden birinin diğer bir rolüyle çatışmasına verilen isimdir. Örneğin öğretmen bir babanın evde çocuklarına karşı öğretmen gibi davranması öğretmen ve baba rolünün çalıştığını gösterir.

Rol baskısı: Bir grupta insanların nasıl davranması gerektiği ile ilgili paylaşılan beklentiler.

Hipokondriyazis: Kişide herhangi bir rahatsızlık olmadığı halde, sürekli bir hastalık kaygısı yaşaması ve hasta olduğuna inanması durumuna verilen addır.

Cassandra Sendromu: Bireyin geleceği gördüğüne kimseyi inandıramadığında bireyin yaşadığı duygular olarak tanımlanabilir. Psikomitolojik bir kavramdır.

Mesih kompleksi: Bireyin bugün veya yakın gelecekte bir “kurtarıcı” olduğuna dair bir inanca sahip olduğu bir zihin durumudur. Bu komplekse sahip birey kendini diğer insanlardan üstün görür.

Üstünlük kompleksi: Alfred Adler tarafından ortaya atılan bireysel psikolojinin temel ilkelerinden biridir. Kişinin doğuştan var olan aşağılık kompleksine dayanarak kendini diğer insanlardan daha üstün görme, yüceltme karmaşasıdır. Kaynak

Napolyon kompleksi: Kısa boylu insanlarda görülen teorik bir durumu anlatan bir terimdir. Kişiler aşırı agresif ve otoriter davranışlar sergilerler ve bu tür davranışlar kişinin boyunun kısa olmasından dolayı bu durumu telafi etmeye çalışması olarak yorumlanır.

Özdeğer: Kısaca kişinin kendine verdiği değer olarak tanımlanabilir. Kişinin kendi değerinin farkında olması, kendine karşı saygıyla, sevgiyle ve dürüst bir şekilde davranabilme yeteneğidir.

Monizm: Her şeyin bir tek zorunluluğun, ilkenin, madde ve enerjiden olduğunu iddia eden veya tek bir tözden kaynaklandığını savunan felsefi görüş. Monistler zihin ve bedenin tek bir varlık olduğunu savunurlar.

Kobra etkisi: Bir problemi çözmek için yapılan bir eylemin ya da teşviklerin, problemi daha da kötüleştirmesine denir. Bu terim, genellikle ekonomi ve siyasetteki yanlış kararların nasıl istenmeyen sonuçlara neden olabileceğini göstermek için kullanılır.

Duygusal olgunluk: Bir kişinin başkalarıyla derin duygusal bağlar kurarken aynı zamanda nesnel ve kavramsal olarak düşünme becerisine sahip olduğu anlamına gelir.

Nörotransmitter: Nöronlar arasında veya bir nöron ile başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallara denir. 

Aşırı Yük Prensibi: Spor psikolojisi terimi olan aşırı yük prensibi sporcunun antrenman adaptasyonunun gerçekleşmesi için vücuda normalden fazla stres ve yükü gerekmektedir. Sporcunun gücünü ve dayanıklılığını artırmak için antrenman yükünü sistematik bir şekilde artırmak gerektiğidir.

Maladaptive Daydreaming: Hayal kurma bozukluğu olarak tanımlanabilir. Hayal kurmanın kontrolden çıkarak insanı hayattan uzaklaştırıp sürekli olarak hayal kurmaya neden olan bir psikiyatrik durumdur. 

Jalousie Morbide: Anormal derecede kıskançlık.

Klinomani: Kısaca “yataktan çıkmama isteği” olarak tanımlabilir. klinomanide kişiler yatak, yorgan ve yastıklarına aşırı bir sevgi ve bağlılık gösterirler. Klinomaniye sahip kişilerin ayırt edici özelliği ise sadece kötü havalarda değil güzel havalarda dahi yatakta kalmak istemeleridir.

Animizm: Cansızı canlı gibi görme, cansız nesnelere yaşamsal öğeler yükleme eğilimi.   

Merhamet yorgunluğu; bakım vericinin başkalarına empati kurma ve bakım verme isteği ile becerisi ve enerjisinde yaygın azalmaya neden olan fiziksel, duygusal, sosyal ve ruhsal yönden tükenme olarak tanımlanır. Merhamet yorgunluğu, travma ya da stresli olay deneyimleyen bireylerle çalışmanın doğal bir sonucudur.

Schadenfreude: Kelime anlamı ile kötü niyetli sevinç anlamına gelmektedir. Başkasının zararına sevinme tutumu; bir insanın, başta insanlar olmak üzere başka bir canlının ziyanına karşı sevinç duymasıdır. Bu davranış, çoğu toplumda olumsuz bir davranış olarak gösterildiği gibi, bu tutumu gösteren insanların yaygın olarak ruhsal sorunlara sahip olduğu öne sürülmektedir.

Gaslighting: Bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemi. Bireyi kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit kötü yönlendirme. Bireyde veya seçilen grupta şüphe uyandırma, kalıcı inkâr, çelişki ve yalan yoluyla peyderpey dikte edilir ve fark edilmesi kimi zaman güçtür. 

İçsel Motivasyon: İç motivasyon ya da öz motivasyon da denmektedir. Bireyin amaçları yerine getirirken kendini dışsal faktörlerden bağımsızmotive etmesidir.

Kilitlenme: Geçici olarak düşüncenin ya da konuşmanın, bazen de duygusal görünümün ve dürtülerin de bir anda, istemdışı olarak kesilmesi halidir.

İhtiyaç: Rahatlık ve uyum sağlayan, normal davranışları kolaylaştıran bazı şeylerden yoksun olma durumudur.

İçselleştirme: Kişi ya da gruplara ait tutum, değer ve özelliklerin içeatım yoluyla özün parçası yapılmasına dair süreç.

Hiperfaji: İştahın artması ve çok yemek yeme

Hedonistik Adaptasyon: Hazza uyum anlamına gelmektedir. İnsanların, sahip oldukları şeylere alışıp, o şeylerden daha az keyif almalarına denir.

Duygusal inkontinas: Çok az bir uyarmayla ya da herhangi bir uyaran olmaksızın çok uzun bir süre gülme ya da ağlama.

Endiferans: Kişinin çevresinde olup bitenlere karşı ilgisiz ve kayıtsız kalması, “aldırmazlık”, “vurdumduymazlık”. Bu durumda hastanın endiferan olduğundan söz edilir.

Güdü: Organizmanın ihtiyacını gidermek için onu dürtü yönünde harekete geçiren eğilime denir.

Sosyal stigma: Psikiyatrik hastalığı olan bireyin sosyal olarak kabul edilemez olduğuna ilişkin toplum tarafından taşınan yargıdır. Damgalanmış hastalar algıladıkları önyargıları içselleştirerek kendi kendilerini de damgalayabilir; kendileri hakkında olumsuz duygular geliştirebilirler. Bu durumda hastalar yardım almak konusunda çekinebilirler.

İnsomnia: Uykuya dalmakta ya da uykuyu kesintisiz olarak sürdürmekte zorluk çekme ya da uyku niteliğinin bozuk olduğuna ilişkin özel yakınma.

Stupor: Latince uyuşma, duyarsızlık anlamına gelmektedir. Hareketsizlik ve mutizm ile giden tepkisizlik durumudur.

Verbijerasyon: özel bir takım sözcükleri ya da deyişleri anlamsız bir biçimde yineleme. Hastane söyledikleri hem çevresine hem kendisine anlamsız gelmektedir.

Pistantrofobi: Kişinin geçmişte yaşanılan kötü tecrübelerden dolayı insanlara güvenme hissini kaybetmesidir. insanların ilişkilerinde belki de en çok önem verdikleri konu güven meselesidir.

Neolojizm: Hastanın kendine özgü psikolojik nedenlerden ötürü, genellikle edilerek sözcüklerin heceleri yanyana getirerek yeni sözcük ya da sözcükler oluşturmasıdır.

Perseverasyon: Yeni bir uyaran gelmesine karşın önceki uyarana göre tanıt vermeyi sürdürme.

Koprolali: Kompulsif bir biçimde açık saçık sözler söyleme. Fekal konuşma olarak da adlandırılır.

Derealizasyon: Dış dünyanın gerçekdışı algılanması, yabancı gelmesi kişi tarafından tanınmaması gibi kişinin algılarının bozulduğu bir savunma mekanizmasının. Depersonalizasyon ile birlikte görülür. yaşanan yoğun stres ve kaygı verici durumlarla başa etmek amacıyla kişinin etrafına yabancılaşmasıdır. 

Mizofoni: Diğer adıyla Misofonya (Misophonia). Seslere karşı aşırı hassasiyet olarak tanımlanır. Birey sakız çiğneme, nefes alma, tırnak kesme, koklama, ağız şapırdatma, horlama, ıslık, öksürük, esneme, yürüme, konuşma, yemek yeme ve hatta diş fırçalama gibi günlük yaşamda sıkça karşılaşılabilecek seslerden aşırı derecede rahatsızlık duyar. İlk defa 2001 yılında Jastreboff adlı bilim adamı tarafından tanımlanmıştır.

Sapyoseksüel: Zekayı ve zihinsel fonksiyonları fiziksel özelliklerden daha önemli bir cinsel çekim aracı olarak gören ve bunlardan tahrik olan kişilere denir.  Kelimen latincede bilge ve zeki anlamına gelen “sapiens” ile ingilizcede cinsel anlamına gelen “sexual” kelimelerinin birleşiminden oluşur.

Pika sendromu: En az 1 ay süreli olarak yenilebilir olmayan maddeyi tekrar tekrar yeme şeklinde görülen bir beslenme bozukluğudur. Genellikle 1-2 yaş arası başlasa da daha önce de görülebilir. Erken çocuklukta sona erebilirse de ergenlik çağında da devam edebilir. Çocuğun yediği maddelerin temel özelliği besleyici olmamasıdır: boya, plastik, ip, kumaş, kum, böcek yiyebilirler.

Organik beyin bozuklukları: Çeşitli nedenlerin beyinde meydana getirdiği hasarlara bağlı olarak psikolojik semptomlarla kendini gösteren bozukluklara verilen isimdir.

Egzaltasyon: Grandiyöz düşüncelerin eşlik ettiği öfori hali ve motor aktivite artışına denir

Akatizi: Yerinde duramamak, oturamamak anlamına gelmektedir.  Bazı ilaçların yol açtığı, fiziksel huzursuzluk hissine dayanan bir tablodur.

Uyku Paralizisi: Uyku felci adı da verilen, halk arasında ise ‘karabasan’ olarak bilinen uyku başlangıcında ya da gece boyunca ya da sabah uykudan uyanıldığı sırada bilinç yerinde olmasına rağmen kısa süreli hiçbir organını felç olmuş gibi hareket ettirememe durumudur.

Otomatizm: Davranışın bilinçli zihin ile kontrol edilemediği bir duruma verilen addır. Birey aktiviteleri farkında olamadan yapar ve daha sonra ne olduğunu açıkça hatırlamaz.

Mutizm: Seçici konuşmazlık. Kişinin konuşmasının beklendiği özgül durumlarda konuşamama durumudur. Burada önemli olan kişinin konuşamıyor olması, dili bilmeme ya da o dilde rahat konuşamama ile ilgili değildir.

Hedonizm: Haz arama davranışları. Anhedoninin tersidir.

Astazi-abazi: Konversiyon bozukluğuna bağlı olarak yürüyememe ya da ayakta duramama.

Avolisyon: Amaca yönelik etkinlikleri başla tamamı ve sürdürememe, içsel güç (enerji) ve istek kaybı.

Bilinç: İnsanın kendisini, çevresini ve olup biteni tanıma, algılama, kavrama, fark etme yetisi.

Delüzyon: Sanrı veya hezeyan, belli bir toplum ve çağ içinde gerçeğe uymayan düşünceyi tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Psikiyatride ise daha net bir biçimde bir inancın patolojik olduğunu vurgulayan bir terimdir.

Capgras sendromu: Capgras tarafından tanımlanmıştır. Hastanın çevresindeki kişilerin gerçek olmadığına, başkalarının onların yerine geçtiğine inanır.

Querulant sendromu (Reformist sanrılar): 1888’de Krafft – Ebing tarafından tanımlanmıştır. Sanrının orjininde dini, felsefi, politik konular mevcut olup bu durum hastanın davranışlarına yön verir. Özellikle politik reformist sanrıları olanlar toplum için bir sorun oluşturabilirler. Dava paranoyası ile birlikte bulunabilir. Kişinin sürekli olarak yasal yollara başvurma eğilimi vardır.

Ötosskopi (Heutoscopy): Kişinin bir “kopyasının” olduğuna inanmasıdır.

Likantropi (lycanthropy): Kişinin kurt adam olduğuna ilişkin bir sanrıdır, kişinin kendisini ve başkalarını kurt yada başka bir hayvan şekline büründürebileceğine inanmadır.

Fregoli sendromu (Binbir Surat Sendromu): Persekütörün sanki bir aktörmüş gibi değişik yüzler takındığına, değişik suratlara büründüğüne ilişkin bir hezeyandır.

Supresyon: Kabul edilebilir olmayan düşüncelerin ya da dürtülerin istemli ve amaçlı olarak önbilince gönderilmesidir.(bilinçli unutma)

Labil duygulanım: Duygulanımın dışavurumunda birden ortaya çıkan,  hızlı ve yineleyen değişimlerin olması ile belirli, duygulanımda olağandışı değişkenliklerin olması.

Elasyon: Belirgin bir öfori ile birlikte motor etkinlikte artma.

Donuk Duygulanım: Duygulanımın dışavurumunun çok az belirtisinin olması ya da hiçbir belirtisinin olmaması. Ses tonu tekdüzedir, yüzde hareketsizlik görülür.

İrritabl duygudurum: Kızdırılabilme ve öfke çıkartılabilme eşiğinin düştüğü bir duygudurumdur.

Paranoid düşünce: Kişinin, sanrısal yoğunlukta olmayan kuşkuculuk düşüncesi ya da rahat verilmediği baskı yapılmak istendiği ya da haksız davranıldığına ilişkin inancı.

Egomani: Patolojik düzeyde kendisi ile uğraşıp durma. Abartılı benmerkezcilik.

Şizoid: Yakın ilişkiler kurmak istememe, duyguları ifade etmekte kısıtlı olmasıdır. Şizoid bireyler yakınlaşma isteğinden yoksun ve sosyalleşmekten kaçınarak daha çok yalnız kalmayı tercih ederler.

Yuva hastalığı (hospitalizm): Uzun süreli anne yoksunluğu sonucu görülür. İlk yaşlarda ailelerinden ayrılıp yetiştirme yurtlarına verilen ya da uzun süre hastanede kalan çocuklarda görülen bir sendromdur.

Arketip: Kelime anlamıyla kalıp, şablon, ilktip şeklinde ifade edilen arketipler gerçekte insan kültürünü oluşturan yapıtaşlarıdır. İnsanlar uzun dönemler boyunca karşılaştığı benzer olayları bir süre sonra belli davranış kalıplarına oturtmuş ve bu kalıpları kuşaklar boyunca aktarmaya başlamıştır.

Anamnez:  teşhis koyma amaçlı olarak hastaya sorulan sorular sonucu elde edilen hastanın öyküsüne denir.

Disleksi: Öğrenme güçlüğü olarak da bilinmektedir. bir bireyin normal zeka düzeyinde olmasına rağmen dil, okuma, ve yazma becerilerinde sorunlar yaşamasına neden olan bir özel öğrenme bozukluğudur.

İleriye Ket Vurma:  Öğrenilen iki bilgiden daha önce öğrenilenin yeni öğrenilmiş olanı unutturması ya da karıştırmasına denir.

Geriye Ket Vurma: Yeni öğrenilen bilginin eski öğrenilen materyali unutturması ya da karıştırmasına denir.

Disgrafi: Yazma güçlüğü çeken çocukları ifade etmek için kullanılan tıbbi bir terimdir. Yazım bozukluğu olarak tanınır. Yazma, heceleme ve fikirleri organize etmekte zorluklara sebep olabilir. Çoğu zaman disleksiye eşlik eder.

Mandela etkisi: Sadece bir ya da birkaç kişinin değil, dünya üzerinde geniş bir kitlenin var olan bir bilgiyi tamamen yanlış hatırlama  durumuna denir.

İkincil Duygular: doğuştan olmayan tecrübe ile kazanılan duygulardır. Birincil duygular: Neşe, üzüntü, korku, öfke, yalnızlık ve şaşırma gibi duygulardır. İkincil duygular ise: Utanma, suçluluk, gurur, kıskançlık vs. duygular olabilir. İkincil duygular birincil duyguların üzerini zaman zaman örtebilir.

Algofobi: Yalnız acı verici duyuma karşı değil, aynı zamanda acı verici duyum meydana getirebilecek her şeye karşı duyulan aşırı bir korku. Normal bir insanda görülenden çok daha anormal ve sabit haldedir.

Stereotipi: hastalarda görülen anlamsız, yineleyici ve törensel hareket, duruş, hareket ya da ifadedir.

Talasofobi: Okyanus veya deniz gibi büyük ve derin su kütlelerinden korkma.

Algıda seçicilik: Kişinin ilgi veya ihtiyaç duyduğu uyarıcıların, diğer uyarıcılardan daha ön planda algılanmasıdır. 

Disosiyatif Amnezi: Bireyin kendisine acı veren şeyleri unutmasına denir.

Özgüven: Kendimiz hakkında sahip olduğumuz genel düşünceyi, kendimizi nasıl yargıladığımızı ya da değerlendirdiğimizi ve kendimize insan olarak biçtiğimiz değeri ifade eder.

Ötimik duygulanım: Olağan sınırlarda, aşırılık göstermeyen  normal duygudurum olarak adlandırılır.

Katatoni: motor sistemi ile ilgili bir fenomendir. En önemli belirtileri kaslarda ileri derecede katılığa bağlı balmumu ve posturingdir. Katatonik hastanın verilen bir vücut pozisyonunda kalması tipiktir. 

Sempati: iki kişinin birbirine karşı duyduğu içgüdüsel, doğal eğilim, doğal yakınlık duygusu, duygudaş olma durumu.

Empati: Bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. 

İmmatür: Tam gelişmemiş, olgunlaşmamış, çocuksu.

İçgörü: Belirli bir nesne ya da durumun anlam, önem ve biçiminin anlaşılır duruma gelmesi.

Manipülasyon: İnsanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme veya yönlendirme anlamına gelmektedir.

Katastrofik düşünce şekli: Kelime anlamıyla felaketleştirmekdir. Olan bir olumsuzluğu düşüncelerde çok daha büyüterek olduğundan çok daha kötü olarak düşünme şeklidir.

Anima ve animus: Carl Jung analitik psikoloji ekolünde kolektif bilinçdışı teorisinin bir parçasıdır. Jung animusu bir kadının bilinç dışı erkek tarafı ve animayı da bir erkeğin bilinç dışı kadın tarafı olarak tanımlamıştır ve her ikisi de kişisel psişenin ötesine geçer.

Kolektif Bilinçdışı: Jung’un kurucusu olduğu Analitik Psikoloji kuramına göre insan veya hayvan hafızasında kayıtlı ve yaşadığı kültüre ait her türlü imgeler, semboller, dil ve diğer tecrübeleri kapsar. Jung kolektif bilinçdışını, kişiye özel tüm deneyimleri kapsayan kişisel bilinçdışından ayrı tutar. Kolektif bilinçdışı, tüm bir türün kişisel deneyimlerini bir araya getirip organize eder.

Mizaç (temperament): Bireyin doğuştan uyaranlara belli bir şekilde tepki verme eğilimidir. Huy anlamında kullanılmaktadır.

İmajinasyon: İnsanın hayal gücünü kullanarak düşünmesi, düşündüklerini betimleyerek canlandırması ve yeni imajlar meydana getirmesidir. 

Asindetik: Düşünceler arasında mantıksal bağların olmayışına denir.

Premack İlkesi: Organizmanın az sıklıkta yaptığı uygulamaların yapmayı çok sevdiği ve istediği uygulamalar kullanılarak pekiştirilmesine denir. Örnek olarak bir çocuğun odevlerini yaptığı takdirde arkadaşlarıyla oynamasına izin verilmesi verilebilir.

İmago: Belli bir kişiye ait bilinçsiz olarak geliştirilen, bilinçsiz kalan ve belli özelliklerle donatılan bir içsel tablodur. Kişi çocukluk çağında sevip bağlandığı kişilerle ilgili daha sonrasında hafızasında oluşturulan tablolardır.

Astenofobi: Güçsüz olmaktan korkma anlamına gelmektedir.

Konversiyon bozukluğu: Konversiyonun kelime anlamı döndürmedir.  Konversiyon bozukluğu çeşitli ruhsal sıkıntıların (üzüntü, korku, utanç, öfke) bedensel sorunlara (konuşamama, bayılma, felç, güçsüzlük, duyu kaybı vb) dönüşmesi anlamına gelir.

Ablutomani: Kişinin sürekli duş alma, vücudunu yıkama dürtüsüne karşı koyamaması durumudur. Ablutomani sıklıkla obsesif kompulsif bozukluğun bir parçası olarak görülür.

Kaygı (Anksiyete):  Endişeler zihinde olup biterken, kaygı bedende meydana gelir. Kaygı insanların tehlikedeyken ya da kendilerini herhangi bir şekilde tehdit altında hissettiklerinde deneyimledikleri bir dizi fiziksel duyumun genel adıdır.

Polarize Düşünme (Siyah-Beyaz bakış açısı): Bu bilişsel çarpıtmaya sahip bireyler olayları tamamıyla ya siyah ya da beyaz olarak görürler. Ya mükemmel olmalılardır ya da her şey berbattır. Bu kişiler için olayların ve kişilerin ortası yoktur. Bu kişilerin hayata bakış açısı bu yüzden aşırı abartıdır ve onları kötü yönde etkiler.

Endişe: Bilişsel bir süreçtir ve zihinde oluşur. Zihinsel olarak Gelecek hakkındaki olumsuz sonuçlar meydana gelmesini beklemek ve buna hazırlanmak ile ilgilidir. Geçmişteki bir olay hakkında düşünüyor olsanız bile, endişelendiğinizde olayın gelecekteki uzantıları ile ilgilisinizdir.

Klostrofobi: Genel anlamda küçük bir alana ya da odaya girmenin veya kaçmanın korkusu. Birçok durum veya uyaranlar tarafından tetiklenebilir, kalabalık asansörler, penceresiz odalar ve hatta dar boğaz kazaklarda dahildir. Genellikle anksiyete bozukluğu olarak sınıflandırılır ve bu genellikle panik atak ile sonuçlanabilir.

Hostilite: Temel olarak saldırganlığın bir boyutu olarak karşımıza çıkar. Saldırganlığın duygu boyutu öfke, düşünce boyutu düşmanlık (Hostilite) ve davranış boyutu şiddettir. 

Deliryum (Delirium) hastalığı: Nörobilişsel bir bozukluktur. Çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan ve kişide algı, yargılama ve düşünce bozukluğuna sebep olan bir hastalıktır. Acil müdahale gerektirir ve daha çok yaşlılarda görülür. Latince “de-lira” gelen; delirium “yoldan çıkmak/çıldırmak” anlamına gelir. İlk kez 2500 yıl önce Hipokrat tarafından tanımlanmıştır.

Öğrenilmiş çaresizlik: bireyin belli durumlarda çok sayıda başarısızlık yaşayarak tekrar yapsa da olayların kendi kontrolünde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp, bir daha deneme cesaretini kaybetmesidir.

Ruminasyon (Rumination): tekrarlayıcı bir şekilde düşüncelerin zihinde tekrarlanıp durmasıdır. Zihinsel geviş getirme anlamına da gelmektedir. Birey sorunu sürekli düşünerek çözüm bulma arayışına girer. Bu çözüm arayışı aldatıcıdır çünkü ruminasyondan dolayı birey çözümü düşünemez.

Seyirci etkisi (Bystander effect): Yardıma ihtiyaç duyulan bir durumda, çevrede olaya tanıklık eden kişi sayısı ne kadar fazla ise, müdahale eden kişi sayısının o oranda düştüğünü belirten psikolojik terim. Olası bir yardım ihtiyacı durumunda, etrafta çok sayıda tanık varsa, her bir tanık orada bulunan diğerlerinin müdahale edeceğini düşünerek duruma kayıtsız kalıyor ve bu durum hiç kimsenin müdahale etmemesi gibi sonuçlara yol açabiliyor.

Seçim paradoksu: herhangi bir konuda seçenekler ne kadar fazla ise, o konu üzerinde karar vermek o kadar zorlaşır. Beyin her seçeneği analiz ederken, net bir sonuca daha zor ulaşır. Bu paradoksa işe seçim paradoksu denir.

Underdog Etkisi: ezilenin veya daha güçsüzün yanında olma, onları destekleme güdüsüdür. Örneğin bir spor müsabakası izlerken zayıf tarafı tutmak ve zayıf tarafın kazanmasını istemek. 

Beklenti etkisi: edebiyat ve psikolojide bir olgudur. “Kendini gerçekleştiren kehanet” ya da Pygmalion etkisi” olarak da adlandırılan bu olgu; kişinin, bir süre sonra başkalarının (özellikle herhangi bir yanıyla kendinden üstün gördüğü insanların) ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi şeklinde açıklanabilir. Beklenti etkisi bilimde, mitolojide ve sanatta değişik boyutlarıyla işlenmiştir.

Pratfall etkisi: kişinin ne kadar mükemmel değilse sevilme oranının o kadar artması anlamına gelir. Yani sevdiğiniz kişilerin ufak hatalar veya sakarlıklar yapması, mükemmel olmaması hoşunuza gider ve bu doğallık sizin sevginizi artmasına neden olur.

Mazoşizm: kendisini aşağılayan, kendisine ruhsal ve özellikle fiziksel acı veren davranışlardan hoşlanma biçiminde beliren sapkınlığa denir. Bu tür bireylere işe mazoşist denilmektedir.

Sadizm: bireyin başka bir bireye acı çektirmesi ve bundan haz alması ve zihnen doyum sağlamasıdır. Bu tür bireylere işe sadist denilmektedir.

Hawthorne etkisi: insanların bir iş esnasında birilerinin onları gözlemlediğini bildiğinde davranışlarının bir yönünü değiştirdiğini belirten etkiye denir.  Bu teoriye göre izlendiğimizi bilmek daha çok çalışma ve daha iyi performans gösterme eğilimimiz olduğunu söyler.

Bruksizm: aşırı diş sıkma ve gıcırdatma olarak tanımlanır ve bruksizmi olan çoğu hasta sabahları çene ve kulak ağrısı ile uyanır. Bu hastalar bir yakını uyarana ya da diş doktoru bu durumu tanımlayana kadar çoğunlukla durumun farkına varmazlar. <span;>Dişleri sıkmak, dişleri gıcırdatmak genellikle kaygılı veya stresli kişilerde görülür.

Çerofobi: Mutluluk fobisi. Mutlu olmak için isteksizlik yaşayan kişilerde görülür. Bireylerin sürekli kötü bir şey düşünerek mutlu ve neşeli olmaktan korkma rahatsızlığıdır.

Yabancı kaygısı (Stranger anxiety): Bebeğin annesi olmayan bireylerin yüzlerini incelerken verdiği tepki. Bu tepki merak ve hayretten belirgin kaygıya kadar değişebilir. Çağrışımsal belleğin başlangıcı sayesinde bebeğin geçmiş ve şimdiki temsilleri karşılaştırabilir hale geldiği 8. ay civarında gözlemlenir.

Üst benlik (Superego): Freud’un yapısal kuramında tanımlandığı üzere, zihnin başlıca üç eyleyeninden biri (diğerleri alt benlik ve benlik). Bireyin idealler, değerler, ahlaki ilkeler, ketlenmeler ve ahlaki emirler sisteminin yuvasıdır. Kendiliği gözlemler ve değerlendirir; eleştirebilir, kızabilir, cezalandırabilir veya övebilir ve ödüllendirebilir. Dolayısıyla özsaygının önemli bir düzenleyicisidir.

Skopofili (Scopophilia): Bakmaktan cinsel haz alma; genellikle bir başkasının bedenine veya cinsel organlarına bakmaktan alınan haz. Tamamlayıcı bileşen içgüdüşü olan teşhircilik ile bağlantılı olup klinik olarak bu ikisi genellikle aynı kişide birlikte görülür.

Zihinselleştirme (Mentalization): Çocuğun kendi zihninin varlığının ve çevredeki diğer insanların da çocuğun zihnine bazı yönlerden benzer, bazı yönlerden farklı olan kendi zihinlerinin etkinlikleriyle güdülendiklerinin farkına vardığı gelişimsel kazanım. 

Zorlanım (Compulsion): Tekrarlanan, alışkanlık haline gelmiş eylem; kişi o eylemi yapmak istese de istemese de farkındalığa zorla çıkan ihtiyaç. Bu eylemi gerçekleştirmemek genellikle kaygı doğurur.

Yas tutma (Mourning): Kayıp karşısında verilen intrapsişik tepki süreci. Bu süreçte kaybı geriye döndürme isteği ile kaybı kabullenme ve kendiliğin kaybedilene bağlı olan kısmını yeniden kazanma isteğinin düzenli olarak birbirinin ardı sıra yaşanması gerekir. Kaybedilen şey ile ilgili olumlu ve olumsuz hislerle barışmayı da içerir. Yas tutma her zaman acı vericidir; yeterince yas tutamamak patolojik bir keder durumuna (melankoli) veya depresyona yol açabilir.

Hipertimezi: bu bireylernormalden fazla hafızaya sahiptirler. Kişisel geçmiş hakkında otobiyografik bir belleğe sahip olma haline hipertimezi denilmektedir. Bu durumu aşırı hatırlama hastalığı ya da unutmama hastalığı olarak bilinmektedir.

Golem etkisi: bireyin kendisinin veya çevresindekilerin kendisinden düşük beklenti baskısı nedeniyle bireyin potansiyelinin altında başarı göstermesidir.

Lüsid rüya (Berrak rüya): kişinin rüya gördüğü sırada, rüya gördüğünün farkında olması hâline ve rüya gördüğünün bilincinde olduğu bu tür rüyalara verilen addır

Perde anı (Screen memory): Belirgin duygusal yoğunlukla, genellikle öne çıkan birtakım görsel ayrıntılarla hatırlanan bir anı. Bu tür anılar çok gerçek gibi hissedilmesine rağmen, ayrıntılar genelde bellek zaman dizini ile tutarsızdır. Bu anıların öğeleri genellikle anıların imada bulunduğu geçmiş olayın bastırılmış yönleriyle çağrışımsal olarak bağlantılı sembollerdir. Bu açıdan rüyalara benzer bir işlev gösterebilmektedirler.

Penis hasedi (Penis envy): Başkalarındaki güç ve kuvvete haset duymak; bilinçdışı olarak bir başkasının daha büyük veya “daha iyi” bir penisi olmasına atfedilir. En başka kızların erkeklerin daha büyük, daha görünür olan penisine haset etmesine atfedilmiş olmakla beraber, bugün penis hasedi pek çok analist tarafindan erkeklerin toplumsal avantajlarının simgesi olarak düşünülmektedir.

Libido: Organizmanın cinsel isteklerinden doğan psişik enerji kaynağı; yalnızca genital cinsellikten değil bütün psikoseksüel gelişim düzeylerinden çekilir

Enürezis: çocukluk çağının en önemli ve en sık görülen işeme bozukluğudur. Uyku sırasında mesanenin fonksiyonel kapasitesi dolduğunda ortaya çıkan kendini boşaltma ihtiyacı çocuk uyanır ve gece tuvalete işerse “nokturi”, uyanamaz ve yatağına işerse “enürezis” olarak adlandırılır.

Travma: aniden ortaya çıkan maruz kalanların korkularını tetikleyen olaylardır. Kişi yaşama karşı, vücudun bütünlüğüne karşı, sevdiklerine karşı veya inanç sistemlerine karşı bir tehdit algılamışsa olay travmatik bir yaşantıdır.

Kimlik (Identity): kendiliğin benzersiz, tutarlı, zaman içinde nispeten istikrarlılık gösteren bir varlık olarak deneyimlenmesi.

Ketlenme (inhibition): Normalde kişinin kendi alanında iyi olduğu varsayılacak olan belli bir etkinlikten kendini çekme; o etkinlikle ilişkili kaygıdan kaçınmayı amaçlar. Geri çekilme bilinçli veya bilinçdışı olabilir.

Kendini gerçekleştirme (Self-actualization): Bireyin dış dünyada ifade bulan olumlu potansiyelleri ve özel yetileriyle sonuçlanan bir eylem biçimi ve bireyin bu eylem biçimini başarıyla gerçekleştirebildiğinde duyduğu hoşa giden öznel deneyim.

Kıskançlık (Jealousy): Sevdiğiniz birinin başkasına aşık  olduğu fikriyle ilişkili duygu. Kıskanç kişinin amacı, sevdiğinin sevgisini rakipten kazanmaktır. Kıskançıık HASETTEN farklıdır, çünkü işin içinde üç taraf vardır ve rakibi yok etme isteği, daha çok sevilen kişi olma isteğinin altındadır.

Genital evre-genitallik (Genital phase-Genitality): Freud’a göre, psikoseksüel gelişimin nihai evresi ve bu aşamadaki psişik özelliklerdir. Genital aşama ergenliğe girişle başlar. NESNE sevgisi ile genital cinselliğin bütünleşmesi, bu aşamadaki birincil gelişimsel kazanımdır.

Gelişimsel duraklama (Developmental arrest): Bireyin bekenen psikolojik gelişiminin katman katman ortaya çıkışında travma, yapı veya ikisinin birden sonucu olarak meydana gelen bir kesinti. Bireyin yetişkin kişiliğinin niteliğini derinden etkileyebilmektedir.

Geçiş nesnesi (Transitional Object): Çocuğun çevrede keşfettiği ve kendi tümgüçlü kontrolü altında güçler atfettiği cansız bir nesne (battaniye, oyuncak ayı, vs.). Çocuk için, bu nesne hem GERÇEKLİĞİ hem  FANTEZİYİ içeren üçüncü bir alanda var olur.

Aşağılık kompleksi: bireysel psikoloji ekolünün kurucusu Alfred Adler tarafından ortaya atılan ve kişinin bazı yönlerden kendini diğerlerinden aşağı hissetmesine neden olan karmaşasına verilen addır. Bu komplekse sahip kişilerde genellikle kendini ispat etme çabası görülür. Sıklıkla farkına varılmaz ve telafi etme düşüncesi kişileri eziyet içine sürükler ve şaşırtıcı bir kazanım veya aşırı bir antisosyal davranışla sonuçlanır.

Ekbom sendromu: nadir rastlanan bir psikiyatrik bozukluktur. Bu sendromda kişi vücudunun parazitler ya da böcekler tarafından sarıldığına dair yanlış ve sabit bir inanışa sahiptir. Hastalar derilerinin altında parazit ya da böcek yaşadığını düşünürler. Bu düşünce nedeniyle vücutlarına zarar verebilirler.

Günün kalıntıları (Day residue): Rüyadan önceki gün içindeki uya mk zamanda yaşanan bir olaydan  çıkan rüya tetildeyicisi uyaran. Olay, bastırılmış çatışmalarla bilinçdışı bir bağlantı üzerinden önem kazanarak rüyada yer değiş tirmiş ve sembolik bir biçimde görünür.

Regresyon: Bir diğer ismi ile gerileme, bireyin erken gelişim dönemi, çocukluk veya bebeklikte sergilediği duygu düşünce ve davranışları ilerleyen zamanlarda gelişim dönemine uygun olmamasına rağmen yeniden sergilemesi durumudur.

Olfaktör referans sendromu: kişinin vücudundan kötü koku yaydığı ısrarlı ve yanlış inancı ile seyre- den bir bozukluktur. Sınıflandırma sistemlerinde sanrısal bozukluk başlığı altında yer almaktadır. Bu bozuklukta görülen düşünce bozukluğunun obsesyonel mi yoksa sanrısal mı olduğu konusunda tartışmalar sürmektedir.

Otofobi: hastalıklı bir yalnız kalma korkusu. Kişi yalnız kaldığında kendinden korkar.

Bilişsel Çelişki Kuramı ya da Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi: İnsanların edimlerini ve düşüncelerini geçmişteki tecrübe ve değerlerine göre -bu değerler futbol takımı taraftarlığı, bir dine dahil olma, siyasi bir partiyi destekleme gibi değerler olabilir- belirlediklerini savunur. Birtakım düşünce veya değerlere sahip olan insanlar zaman içinde bu düşünce ve değerlerine muhalif durumlarla karşılaşabilirler. Karşılaştıkları durumlar, kendi düşünceleriyle -ya da değerleriyle- çelişirse, bahsettiğimiz bu bilişsel çelişki durumu meydana gelir. 

Depersonalizasyon: Kendine yabancılaşma. Birey  bedenini, hareketlerini, duygularını değişmiş, eskisinden farklı, yabancıymış gibi görür. Kendini dışarıdan üçüncü bir kişi gözlemliyormuş gibi belirtileri vardır.

Wernicke Afazisi: sol temporal (yan) lobun zarar görmesi sonucu oluşan bir rahatsızlıktır. Wernicke afasizinde ise Broca Afazisinden farklı olarak akıcı konuşma görülür. Wernicke afazisi olan kişiler doğru kelimeyi bulmakta zorlanır ve bulamayınca ise kelime uydurabilirler.

Bebeklik amnezisi (Infantile amnesia):
Yaşamın ilk yıllarındaki deneyimleri hatırlayamama; normal ve evrenseldir. Beynin bu deneyimleri sonradan bellekten çağrılabilecek şekilde kaydedememesinden yahut ilk dönemlerdeki zihinsel içeriklerin zihin tarafından BASTIRILMASINDAN kaynaklanır.

Estonya Feribotu Sendromu: Modern deniz tarihinin en büyük kazası olarak bilinen, 28 Eylül 1994 tarihli Baltık denizinde batan Estonya Feribotu faciasında feribotta bulunan 989 kişiden sadece 137 kişi kurtulur. Estonya’dan Stockholm Limanı’na giden feribotun, kıyıya yakın ve derinliğin az olduğu bir noktada akıntı nedeniyle kayaya çarpması ve su almaya başlamasıyla, kaptan ve gemi yönetimi sakinleştirici anonslar yapmaya başlar. İnsanlar feribot yan yattığı halde kamaralarına girip, can yeleği bile giymezler.Bu batışı sadece izleyen, can yeleği giymek yerine Kaptan’ın anonslarıyla rahatlayarak, kamaralarında adeta ölümü bekleyen bu insanların davranışları, modern psikoloji kitaplarında inceleme konusu olmuş ve “Estonya Feribotu Sendromu” olarak adlandırılmıştır.

Concorde yanılgısı: Çok emek harcadığın şeylerden başarısız ve zararlı olduğunu bile bile vazgeçmemekte verilen isimdir. Örneğin; emek sarf edilen bir ilişkinin ısrarla bitirilmemesi

Hazırbulunuşluk: Bireyin belli bir gelişim görevini olgunlaşma, tekrar ve öğrenme yoluyla yapılabilecek düzeye gelmesidir. Hazırbulunuşluk; olgunlaşma, ön bilgi ve istek faktörlerinin bir araya gelmesi ile oluşur. Hazırbulunuşluk bir öğrenme için hazır hale gelmek demektir.

Amnezi: bir çeşit hafıza kaybıdır. Amneziye sahip kişiler, yeni bilgi öğrenmede ve bellek oluşturmakta sıkıntı yaşarlar. Ancak düşünülenin aksine bu kişiler; kendilerinin kim olduğunun farkındadır, kimlikle ilgili bir problemleri yoktur. Hastalık genellikle kişilerin kas becerilerini etkilemez. Hafif hafıza kaybı, yaşlanmayla birlikte normal sayılabilir ancak amnezide hafıza kaybı ciddidir.

Dismorfofobi: beden dismorfik bozukluğu olarak da bilinen, temelde bir fiziksel kusuru olsun olmasın, veya hafif derecede bir fiziksel kusuru olduğu durumlarda, kişinin bu dış görünümü ile zihinsel olarak aşırı derecede uğraşması ve meşgul olması hali olarak tanımlanabilir .

Adonis Kompleksi: erkeklerin vücutlarına aşırı ilgi göstermeleri, bedenleri ile ilgili takıntılarının bunalıma girme derecesine ulaşmasıdır.

Psikomotor ajitasyon: genel olarak ruhsal gerginliğin ve huzursuzluğun etkisiyle aynı zamanda çevrenin tutum ve davranışına da bağlı olarak, bireyde sürekli hareket halinde olma, yerinde duramama, kıpırdanma  elleriyle ve parmakları ile oynama ve ayaklarını oynatma gibi belirtilerin bulunması halidir.  Bu gerginlik ve huzursuzluk bazen amaçsız hareketler yapılmasına ve saldırganlaşmaya da neden olabilmektedir.  Psikomotor ajitasyon dışarıdan kolayca fark edilen bir belirtidir

Şema: Bir birey doğumundan itibaren çevresini anlayabilmek, olayları anlamlandırabilmek ve yaşadığı sorunlarla başa çıkabilmek için geliştirdiği bir takım yapılara denir.

Kolektif monolog: 2-7 yaş arası çocukların karşılıklı konuşuyor gibi görünmelerine rağmen birbirlerine cevap vermeden bağımsız konuşmalarıdır.

Zenofobi; kelime anlamı olarak ‘yabancı korkusu’ anlamına gelmektedir. Genellikle kendisine benzemeyen, farklı kültürlerde yetişmiş ‘yabancı’ insanlara karşı duyulan rahatsızlıktır Ancak bu rahatsızlığın içinde hem korku hem de nefret mevcuttur.

Kleptomani: bireyin belli bir nedeni olmaksızın istemsizce yaptığı hırsızlık davranışıdır. Çalınan eşyanın maddi değerinin bir önemi yoktur. Dürtü kontrol bozukluğu sınıfında incelenir.

Mitomani: Yalan söyleme hastalığıdır. Bu hastalığa sahip bireye mitoman denir. Mitoman yalan söylemeden duramaz, alışkanlık haline gelmiştir.

Kapı eşiği etkisi: bir kapıdan yeni bir mekana geçerken meydana gelen geçici hafıza kaybına verilen addır. Bir hastalık olarak görülmemekte olup beynin sistematik yapısından kaynaklanan bir hata olduğu tahmin ediliyor. Örneğin buzdolabını açtığımızda ne yapacağımızı unutmak ya da başla bir odaya girdiğimizde ne için orda olduğumuzu unutmak gibi.

Anhedoni: kısaca haz yitimi olarak tanımlanabilir. Bireyin normalde zevk alması gereken faaliyetlerden zevk alamamasşı, yaşam zevkinin kaybolması hali için kullanılır. Haz yitimi, genellikle psikotik depresyonlarda karşılaşılan bir durumdur. 

Gomofobi: kısaca evlilik korkusu olarak tanımlanır. Bireyin sosyal çevresinde veya ailesinde şahit olduğu olumsuz evlilik örneklerinden edindiği bilgiler doğrultusunda yaşadığı bir korku türüdür. Ayrıca evlilik korkusu psikolojik olarak yaşanan bir bağlanma korkusudur

Formikasyon: derinin altında veya üstünde böcek, karınca vb. geziyormuş hissi olarak tanımlanan bir temas halüsinasyonudur.

Piromani: birçok kez kasıtlı, amaca yönelik dürtüsel yangın çıkarma davranışıdır.

FOMO (fear of missing out) etkisi: çağımızın yeni hastalıklarından birisidir. Bir tür kaçırma korkusudur. Bireyin gelişmeleri takip edememe kaygısı, gelişmeleri kaçırma korkusu olarak tanımlanabilir. Birey diğerlerinin deneyimlediği şeylerden eksik kaldığını hisseder. Birey gelişmeleri ve diğer kişilerin ne yaptığını izlemek için büyük bir arzu duyar.

Dysania: yataktan çıkma konusunda aşırı isteksizlik ve zorlanma durumuna denir.

Stendhal sendromu: sanat eserlerinin büyüleyiciliği karşısında heyecanlanıp bayılma durumuna denir.

De Clerambault Sendromu: hasta bireyin tanıdığı birinin kendine aşık olduğu yönünde inanması, ayrıntılı sanrıların olması durumudur. Aşık olunan kişinin bundan haberi yoktur ve kişi hastayı tanımıyor bile olabilir.

Couvade sendromu: baba adaylarının, eşlerinin hamileliği boyunca psikolojik nedenlerle hamilelik belirtilerine benzer fiziksel semptomların ortaya çıkması durumudur. Hastalık olarak kabul edilmemektedir.

Dunning-Kruger sendromu: cehalet gerçek bilginin aksine kişeye daha fazla özgüven verir. Kısaca “cahil cesareti” olarak tanımlanabilir.

Distimi: hafif ancak uzun süreli bir depresyon türüdür. Semptomlar genelde en az iki yıl devam eder. Semptomlar major depresyona göre hafiftir. Semptomlar hafif ancak uzun süreli olduğu için bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.

Hipnik seğirme: Uykuya geçiş esnasında beynin uyku için çevreyle bağlantısını keserken iki beyin yarım küresinin çatışması sonucu ortaya çıkar. Bu kısa çatışma rüyada gibi algılandığı için uykuda düşme olarak algılanır. Bu durum uykusuz ya da yorgun bir gün geçirmiş bireylerde sıkça rastlanmaktadır

Patlayan kafa sendromu: Bir tür uyku bozukluğudur. Uykuya geçiş sırasında bireyler kafasının içinde yüksek sesli bir patlama ya da patlayıcı bir gürültü hissi yaşayarak ani bir şekilde uyanırlar. Herhangi bir nörolojik bir sebebi olmadığı söylenmektedir. Anksiyete ve stresle yakından ilişkilidir.

Stockholm sendromu: Rehinenin kendisini rehin alan kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan, duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan bir terimdir. Kaynak

Histeri veya isteri: Psişik ve motor bozukluklar, özellikle duygusal reaksiyonlarda taşkınlık, ani sinirlenme, hareket bozuklukları, geçici kişilik değişimi ve günlük hafıza kaybı gibi çeşitli sistemlere ait psikosomatik  şikayetlerle belirgin psikonevrotik bozukluk. Kaynak

Werther etkisi: Sosyolog David Phillips tarafından  intiharın yarattığı taklit edilme etkisini tanımlamak için kullanılmıştır.  İsmini  Alman yazar Goethe tarafından yazılan “Genç Werther’in Acıları” adlı romandan almıştır.

Psikoz: Kişide düşünce ve duyunun ağır oranda bozulması, gerçeklik algısının yitirilmesi anlamına gelmektedir. Sanrılar ve varsanılar en önemli psikotik belirtilerdir.

Münchausen by proxy: Kişinin çoğu zaman kendisine zarar vermesine neden olabilecek Münchausen sendromunun başkalarını, özellikle çocukları, ilgilendiren daha tehlikeli bir boyutu vardır. Münchausen by proxy sendromu anılan bu durumda, Münchausen sendromundaki farklı olarak, kişilerin kendine yönelik bir ilgi çabası değil, otoritesi altındaki kişilere dikkat çekme uğraşı vardır. Özellikle çocuklarının sürekli hasta olduğuna inanan ve bunun için doktor doktor dolaşan ebeveynler için kullanılan bir kişilik bozukluğudur. Bazen ebeveynlerin çocukları öldürmesiyle de sonuçlanabilir. Kaynak

Münchausen sendromu: kişinin çevresinden ve sağlık görevlilerinden ilgi görebilmek için kendini sürekli hasta etmesi veya bunun için uğraşması durumudur. Kaynak

Tabu: insan davranışlarının belli alanları ya da belli toplumsal kuralları ile ilişkili olarak kutsal veya dokunulmaz olarak tanımlanmış güçlü sosyal yasaklara verilen addır.

Elektra kompleksi: Freud’un kurucusu olduğu psikanaliz kuramına göre kız çocuğun babasına aşık olması ve annesini babasından kıskanması. Ve bu kıskançlık sonucunda anneyi saf dışı etmek için beslediği duygu düşünce ve fantezilerin tümüdür. Yaş ilerledikçe özdeşleşme yoluyla çözülür.

Andromeda Kompleksi (Sindrella Kompleksi): Kadınlarda bağımsızlık korkusu olarak tanımlanır. Psikomitolojik bir terimdir. Kadınların sorumluluklarından uzaklaşmak için karşısına çıkan ilk erkeğin sözlerine inanarak mutlu bir yaşam hayali kurmaları, beklentiye girmeleri durumuna denir

Spot ışığı etkisi: Utanç verici bir durumla karşı karşıya kalan kişinin, etrafının kendisine yönelik dikkatini abartılı bir şekilde algılanmasıdır.

Oedipus kompleksi: Freud’un kurucusu olduğu psikanaliz kuramına göre erkek çocuğun annesine aşık olması ve babasını kıskanması. Ve bu kıskançlık sonucunda babayı saf dışı etmek için beslediği duygu düşünce ve fantezilerin tümüdür.

Nomofobi: Özellikle gençler arasında daha sık karşılaşılan cep telefonundan mahrum kalma korkusudur. İngilizce “no mobile phobia” kelimelerinden türetilmiştir.

Othello sendromu: adını Shakespeare’in Othello isimli eserinden alan bu rahatsızlık patalojik kıskançlık olarak da adlandırılır. Kişide saplantılı düşüncelere sebep olan Othello sendromu tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlıktır.

Kimlik hırsızı sendromu: işini iyi yapan bir kimsenin, kendisini bir sahtekâr olarak görmesi, aslında ne yaptığını bilmediğine inanması durumudur. Kimlik hırsızı kendisini, her durumdan kandırmaca yoluyla sıyrılan ve her an gerçek yüzünün ortaya çıkması riskiyle yaşayan bir sahtekâr ve şarlatan olarak görür. Kimlik hırsızı sendromu olan kişiler, birinci elden deneyimlerine, işlerini iyi yapıp yapmadıklarına dair gözlemlenebilir gerçeklere bakmazlar.

Kırık cam teorisi (Broken Windows Theory): Amerikalı suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun 1969 yılında yapmış olduğu bir deneyden esinlenerek elde edilmiş olan, kentsel bozukluk üzerine anti-sosyal davranışlar ve diğer suçlardaki  vandalizm  davranışları/belirtileri ve normları işaret eden kriminolojik bir teoridir. Teori, düzen halindeki kamuya açık kentsel ortamlarda düzenin sürdürülmesi, daha ciddi suçların ve vandalizmin oluşmasını önlemek amacıyla izlenmesi anlamına gelir. Amaç, düzende bozulan küçük şeylerin tekrar düzenli olacak şekilde değiştirilerek, düzenin sağlanmaya devam edilmesidir. Kısaca eğer bir binada kırık bir cam varsa ve o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa bir süre içinde herkes birer taş atar ve binanın tüm camları kırılmış hale gelir.

Peter Pan sendromu: büyüme korkusu olan çocuklarda ve olgun oldukları halde çocuk gibi davranan insanlarda görülen davranış bozukluklarına verilen addır. İlk sendrom 1983’te Dan Kiley isimli bir psikanalist tarafından bulunmuştur.

Todd sendromu veya Alice Harikalar Diyarında sendromu: algıda bozulmaya neden olan nöropsikolojik bir durumdur. İnsanlar, nesnelerin görsel algısında gerçekte olduklarından daha küçük (mikropsi) veya daha büyük (makropsi) veya daha yakın (pelopsi) veya daha uzak (teleopsi) görünme gibi bozulmalar yaşayabilir. Görmenin yanı sıra diğer duyularda da bozulma meydana gelebilir. Kaynak

Stockholm sendromu: rehinenin kendisini rehin alan kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan, duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan bir terimdir. Kaynak

Plasebo etkisi, farmakolojik olarak etkisiz bir ilacın telkine dayalı bir etki ortaya çıkarma halidir. Aslında plasebonun fiziksel anlamda tedaviye yönelik bir gücü yoktur. Sahip olduğu tedavi gücünü tamamen hastanın verilen ilacın işe yarayacak ilaç olduğunu düşünmesinden alır. Kaynak

Gece terörü: çocukların geceleri uykudan çığlık atarak korkuyla sıçrayıp uyanmalarıdır. Özellikle küçük çocuklarda uyuduklarından bir, iki saat sonra görülür. Bir çığlıkla uyanan çocuk kalkıp yatakta oturur ya da ayakta dikilir, bazen de büyük bir kaygı içinde bağırarak odanın içinde döner, koşar. Çokluk odada birtakım hayvanların ve yabancı kimselerin bulunduğunu sanarak, sayıklar. Yönelim gücü kaybolur. Çevresindeki kişileri tanımaz. Birkaç dakika sonra nöbet geçer, çocuk yeniden uykuya dalar, ertesi sabah uyandığında gece olup bitenleri hatırlamaz. Kimi zaman uyurgezerlikle bağlantılıdır. Eskiden beyindeki organsal bir bozukluğun, örneğin saranın belirtisi görülmüşse de günümüzde çocuksal bir nevrozun ya da nöropatinin bir belirtisi sayılmaktadır. kaynak

Sürü İçgüdüsü: Hayvanlar ve insanlarda bulunduğu ileri sürülen doğal bir arada yaşama eğilimi.

Google etkisi ya da dijital amnezi: arama motoru  aracılığıyla internette kolayca bulunabilen bilgilerin, edinildikten sonra hızlı bir biçimde unutulmasına verilen addır. Google etkisi ile ilgili yapılan ilk araştırmaya göre, kişilerin çevrimiçi olarak erişilebilir olacağına inandıkları bazı ayrıntıları hatırlamaları daha az olasıdır. Bununla birlikte, çalışma aynı zamanda insanların çevrimdışı bilgileri öğrenme yeteneklerinin aynı kaldığını da öne sürmektedir. Kaynak

Fobi: akıl dışı korku. Herhangi bir nesne ya da durumdan duyulan akıldışı ve yoğun korkudur. Fobi kişilerin geçmişlerinde birçok kez yinelenen örseleyici ve ürkütücü durumların yaşanmış oldukları görülür. Dolayısıyla, fobi, klasik şartlanma ile oluşan korkunun benzer durumlara genellenmesidir. Çeşitli türde fobiler vardır: yüksekten, karanlıktan, kapalı yerlerden ya da belirli hayvanlardan korkma gibi. ICD-10’da 3 büyük alt sınıfa ayrılmıştır agorafobi, sosyal fobiler, özgül popüler.

Halo etkisi: kişinin Olumlu ya da olumsuz bir özelliğinin tüm özelliklerini Olumlu ya da olumsuz olarak genellemesi. “İnsanların bir boyutta olumlu özelliklerini göz dedikleri ya da olumlu buldukları insanı başka boyutlarda da olumlu bulma eylemi göstermeleri.” Halo etkisi araştırmacı dan kaynaklanan hatalardandır dolayısıyla değerlendirme ve araştırma sonucunu olumsuz etkiler: öğretmenin kendi dersinde başarılı buldu öğrencisinin diğer derslerde ve sosyal yaşamında da başarılı olduğunu sanması gibi

Katarsis: psikanalizde bilinç dışına itilmiş duyguların yaşanıp boşalım olanağına kavuşturularak hastanın patojen duygulardan ve nevrotik belirtilerden kurtarılmasıdır.

Padavana anı veya Padavan anı: ilk beş yıllık süreyi kapsayan çocukluk anısıdır.Görünürde anlamsız açık seçik nitelikleriyle dikkati çekerler. Psikanaliz bunların kaydırma sonucu doğmuş son derece önemli anılar olduğunu kanıtlamıştır. Freud’a göre bu anılar çocuklukta bütün önemli yaşantıları içerir, açık düşün, düş düşüncelerini yaşamında barındırması gibi, unutulmuş çocukluk yıllarını temsil eder.

Parapraksi: freudiyen dil sürçmesi olarak da bilinir. Klasik psikanalizde bir kavram olarak parapraksi kişinin günlük yaşam içerisinde bilinçdışında bastırılan istek veya dileğin harekette veya hafızada ortaya çıkmasıdır.

Halüsinasyon veya varsanı: bir duyu organını uyaran hiçbir nesne veya uyarıcı olmaksızın, alınan bir sanının varlığına inanma durumudur. Ruh hastalıklarında sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Beş duyunun da varsanısı olabilir: görme, işitme, dokunma, koklama ve tat duyusu. Halüsinasyonlarda kişi, bir hastalığının olduğunu bilmeden, gördüğü, işittiği ve hissettiğine bütünüyle inanır.

Somatizasyon: ruhsal sıkıntıların ve psikososyal stresin bedensel belirtilerle ifade edilmesidir.

Jonah kompleksi: bireyin başarmaktan, büyümekten veya başarı sonrası sorumluluktan korkması ve kendi kendini sabote etmesidir.

Implicit memory (Örtük bellek): bir olay ya da deneyimin, hatırlama için bir talep ya da belleme sürecine ilişkin farkındalık olmaksızın hatırlanması şeklindeki bellek türü.

Disfori (Dysphoria) : kendini iyi veya mutlu hissedememe; yaşamdan zevk alamama. Üzüntü, keder, hüzün, kasvet gibi duygularla seyreder. 

Apati (Apathy): Duyguların körelmesi, durgunluk; dışarıdan gelen uyaranlara cevap verme güçlüğü. Heyecan/duygu yoksunluğu

Depresyon (Depression): Psikolojik çöküntü. Üzüntü, umutsuzluk, çaresizlik duyguları ve olumsuz otomatik düşünceler. (“Bütün kötülükler beni buluyor; ne yapsam hiçbir şey iyi gitmiyor.”) ile uykusuzluk ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösteren psikolojik çöküntü durumu. Depresyon, özellikle bilişsel terapilerle giderilebilmektedir.

Fiksasyon (Fixation): Saplanıp kalma. Gelişim dönemlerinden birine takılıp kalarak, bir üst gelişim basamağına geçememe. Sigara içme, psikanalitik kurama göre oral döneme saplanıp kalma olarak değerlendirilir.

Siz de bilinmesini istediğiniz psikolojik terimlerin tanımını yaparak listenin sonuna yorum olarak ekleyebilirsiniz.

2 thoughts on “Psikoloji Sözlüğü

  • 18 Eylül 2020 tarihinde, saat 16:02
    Permalink

    Othello yu görünce daha eski bir yazarın eserlerinden yola çıkılarak isimlendiriler Oidipus Kompleksi, Antigona Kompleksi ve Elektra Kompleksi de olmalı diye düşündüm.

    Yanıtla
    • 19 Eylül 2020 tarihinde, saat 13:43
      Permalink

      Önerileriniz için teşekkürler en yakın zamanda onları da ekleyeceğiz

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir