SOSYAL MEDYANIN BENLİĞİ YOK EDİŞİ

SOSYAL MEDYANIN BENLİĞİ YOK EDİŞİ

Sosyal medyanın sahte yüzü yıllardır konuşuluyor. Sahte mutlu anların paylaşılması herkesin dilinde. Peki mutsuz anlar? Acılar, dramlar ise en mahrem boyutlarıyla bile sergilenmekte, istismar edilmekte. Herkesin her şeye yorum yapma özgürlüğü sınırı çoktan aştı. En güzel olaylar bile eleştiri yağmuruna tutulurken en kötü olayları bile alkışlayanlar var. Doğruyu bulmakta zorlanır hale geldik. Hatta ne hissetmemiz gerektiği bile yönlendiriliyor. Hangisi doğru davranış? Nasıl karar verebiliriz? Ne düşünüp ne hissedeceğiz?

Her şey eleştiri altında hem de fütursuzca.  Olumsuz kelimelerin kullanımı arttı. İnsanlar bir şey paylaşırken kırk kere düşünmek zorunda kalsa da eleştiri yaparken düşünen yok gibi. İnsanların eksiklikleri, açıkları aranıyor. Ve çok da iyi bulunuyor. Bu haberleri, paylaşımları, yorumları okuyanların ise mutlu hissetmesi pek mümkün gözükmüyor. Çünkü iyi haberler bile sorgu altında, idam masasında. Sosyal medyanın yıpratıcılığı arttı. Peki insan bu ortamda nasıl mutlu olabilir, kendini nasıl güvende hissedebilir? Her şeyden uzak kalmak çözüm mü? Burada da gündemi kaçırma korkusu, unutulma hissi pusuda bekliyor insanı.

Bunalmak, kendini depresif hissetmek, geleceğe umutsuz bakmak, kontrolü kaybetme hissi yaşanılanlar arasında.  Olumsuz olaylara çok yoğun bir şekilde maruz kalıyor, çok hızlı bir şekilde unutuyoruz. Duyguları yaşama ömrü bile sosyal medya tarafından belirleniyor. Hatta o günkü duygulanımımız bile kontrol altında.  Bireysel sevinçler gölgeleniyor hüzünler yaşanılamadan geçiştiriliyor. Kayıp duygularımıza ne olacak? Elbet bir yerden açığa çıkacak yaşanılamayan hisler, biz hazırlıksızken bizi kuşatacak. Beğeni uğruna duygular düşünceler kopyalanıyor; bu beğeniler ise ruha dokunmuyor aksine insanı silikleştiriyor. Bize en uygun düşünceyi bulmakla uğraşıyor  sorgulamadan kopyalıyoruz. Biz ne hissediyoruz, ne düşünüyoruz kendimizi dinlemiyoruz.  Belki de düşünmeyi unutuyoruz çünkü bizim yerimize düşünenler hep var.

Akımlara kapılıyor, benliğimizi yitiriyoruz. Bugün gündemde ne var, üzülmem mi gerekiyor? Ya da neyi kutlamalıyım? Ne zaman tatile gitmeliyim? Ne giymeli nasıl davranmalıyım? Nereye gitmeli ne yemeliyim? Kendimi yetersiz hissetmemek için daha neler almalıyım?  Daha fazla nasıl kendimi sergilemeliyim ya da gizlemeli mi şuan hangisi moda?

İçimizdekilere bakmadan sosyal medyaya bakıyoruz. Kendi ihtiyacımıza bakmadan, sorgulamadan diğerlerinin peşinden gidiyoruz. En çok onaylanan düşünceyi benimsiyor onaylanma ihtiyacımızı karşılamaya çalışıyoruz. Ya da farklı bir şeyler söylemek için kendimizi zorlayıp dikkat çekme arzumuz adına saçmalıyoruz.  Ruh sağlığımız tehlikede hem de toplum olarak. İşte tam da burada nefes almaya ihtiyacımız var. Bu kadar sosyal olmak bu kadar fazla şeye maruz kalmak ve bunların çok yüzeysel olması oldukça yordu.

Şimdi mola zamanı toparlanma zamanı. Öze dönüş vakti. Düşüncelerle duygularla baş başa kalıp kendini hatırlama vakti. Kontrol edilmeden, yönlendirilmeden, eleştirilmeden, baskı hissetmeden kendi doğrularını kendi isteklerini keşfetme zamanı. Sakinleşmek, huzur bulmak belki de yasını tutamadıklarımız için yaslanma, sevinemediklerimiz için coşku vakti. Farklı olmaktan korkmama, düşünmekten çekinmeme vakti. Yalnızlığa sarılma, toksik kalabalıklardan uzaklaşma zamanı. İnsan kendini unutursa benliğini kaybederse nasıl geçer bir hayat? Tekrar hatırlama bulma vakti. Daha da tükenmeden nefeslenmeye ihtiyacımız var yeniden yeşermeye..

Psikolog Hilal YAYCI KOÇAK

İlginizi çekebilecek diğer yazılarımız:

MOTİVASYON ÜZERİNE

SOKRATİK SORGULAMA TEKNİĞİ NEDİR?

BOŞ SANDALYE VE ÇİFT SANDALYE TEKNİĞİ

TERS PSİKOLOJİ NEDİR?

TOKSİK ANNE-BABALAR KİMLERDİR?

SERBEST ÇAĞRIŞIM TEKNİĞİ NEDİR?

Hilal YAYCI KOÇAK

2016, Ege Üniversitesi, Psikolog.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir